Yakala Yakalayabilirsen!

Dışardaki kavurucu sıcağa rağmen bu muhteşem manzaralı, esintisi durmayan balkona sahip şanslı ve mutlu bir kediden herkese merhaba!

İçimi uzun zaman sonra kocaman bir huzur kapladı! Bazen durup geçmişe bakmalı bence insan, bakmalı, aldığı yolu, başardıklarını görmeli, kurak topraklarda açan güzelim çiçekleri görüp gülümsemeli ve gurur duymalı kendiyle! Ben bugün bunu yaptım.

Bugün geçirdiğim günlerin ardından geldiğim nokta ile gurur duyuyorum. İyi ki, kimse bana destek olmuyorken, yine de , ısrarla kendi bildiğim yoldan gitmişim. Şimdi minik kıpırtılar gösteriyor ki çok doğru yapmışım. Biraz daha sabretmeliyim, dünya çok daha güzel olacak, şimdiler sadece bir başlangıç.

Sabah saatlerinde başladı bu huzur. Saatim çalmadan uyandım. Önce banyo yaptım, sonra güzel bir kahvaltı. Giyeceklerimi önceden hazırlamıştım, sakin soğuk kanlı hazırlandım çıktım evden. Otogara vardığımda metrodan inerken dedim ki, eğer İstanbul Seyahat çıktığımda tam karşımda kalırsa bugün çok şanslı bir gün olacak! Çıktığımda karşımda duruyordu. (= Biletimi de tedbirli bir insan olarak önceden almıştım. Komik bir tesadüfle yolda yanıma bir erkek oturdu. Sorun edecek değildim elbet ama şaşırdım (= Neyse, yol boyu güneşin getirdiği mayışıklık ve klimanın yarattığı hoş serinlik içinde uyudum. Otobüsten inince servis beni ortalama 5 dk içerisinde tam da gitmem gereken yerin önünde indiriverdi. Görüşmeye daha bir saat vardı, ayrıca makyaj yapmamış, topuklu ayakkabılarımı da henüz giymemiştim. Kafamı çevirince Khaldi’s Coffee isimli, içerisinde kafein barındırması sebebi ile fazlasıyla çekici gorunen kafeyi gördüm. Gülümsedim, civarda başka hiçbirşey yoktu ama burası vardı, oturup beklenecek. İçerdeki şahane koltuklardan mor olanı seçip Iced Mocha’mı söyledim. Yanımda bir defter ve bir kalem vardı, kendi kendimle konuştum yazarak. Kafeine giderek bağımlı olduğumu düşündüm ve boğazımdan akmasıyla hissettiğim keyiften bahsettim kendime. Sonra tuvalette makyaj ve topuklularla evrim geçirip görüşme yapacağım IK şirketinin yolunu tuttum.

Evet bugün, tam bir yıl sonra ilk defa bir görüşmeye gittim, hem de Çorlu’ya! Beni düşündükleri pozisyonlar hayalimdeki işlerdi! İK kızı ile gorusme gayet güzel geçmişti, lakin IK müdürünün 5 dklık tanışma esnasında benimle sidik yarıştırmış olması anlamsızdı.  Çıktığımda içinden binlerce dua ettim bunlardan biri olsun diye. Neden mi? Çünkü eğer maddi olarak tamin edici olabilirse bu iş teklifleri, Çorlu’da 1+1 kendi evimi tutabileceğim! Düşünmesi bile muhteşem! Ve daha efsanesi buna evden zerre tepki almadım!!! İçimde kocaman bir umut filizi ile minibuse bindim. Minibüsteki şöför amca beni biraz fazla geveze buldu sanırım. İtiraf etmeliyim Trakya insanını daha konuşkan bekliyordum ama bu seferlik Ramazan’a veriyorum. Otobus firmasının minik yerine vardığımda 2′ye 5 vardı, 2 arabasına atladığım gibi geri döndüm. Sahiden şanslı bir gündü, her şey fazlasıyla yolunda gitti. Sonrasında gelip balkona kurulmak ve müzik dinlemek…

Doğru kararları verdiğime dair inancım gün be gün artıyor. Hayatıma almaya karar verdiğim insan… Beni mutlu eden insan… İyi ki varsın deyip boynuna sarılmak istediğim insan… Yanımdaki insan… Ona hayatımda daha önemli bir yer ayırmaya karar verdim. Henüz beni yanıltmadı, belki daha erken konuşmak için ama mutluyum şimdi işte, sahiden mutlu. Uzun zaman sonra sabahları aldığım günaydın mesajlarına gülümsemek, görüşebilecek 5 dakika için bile koşup gelecek birinin varlığını hissetmek, sıcaklığını aramızdaki mesafe ne olursa duymak… Tam aradığım gibi, huzur veren dingin bir sevgi şu anda aramızdaki. Hayat bizi nereye savurur bilemiyorum ama işte aşağıdaki şarkıyı sana armağan ediyorum Yak’ım. (=

Bulutsuzluk Özlemi Rüzgar klibi
Yükleyen Dooink. - Diğer müzik videolarına göz atın.

Ruhum Tadilatta

Yumuşak yüzlü bir ev sahibiyim ben. Hani kiracısından vakti geçse bile kirasını isteyemeyen, zor durumda bırakmış olsa bile, dünyanın borcu birikmiş olsa bile çık git diyemeyenlerden. Peki ne yapmalıyım bu durumu değiştirebilmek için? Ruhumun odalarının ciddi bir tadilata arkasından da sağlam bir temizliğe ihtiyacı var sonbahar öncesi, ve bilirsiniz içerde eşya varken, ve yaşam devam ederken çok zordur tadilat yapmak, temiz tutmak içerdeki eşyaları. O yüzden çıkmalı, taşınmalı bu insanlar. Hem de hepsi evet. Ruhumun tadilat istemeyen hiç odası yok. Ve artık istediğim gibi döşeyip o odaları, yeniden tek başıma döşemeliyim. Kiraya vermeyeceğim artık, daha fazla yıpransın istemiyorum… Sadece ben ve rengarenk odalarım. Evet yapabilirim, çok mutlu olabilirim. O odaların içerisinde iki de kedi koştursun bana yeter.

Oluşumumu tamamlamak için kendime 2 yıl verdim. 2 yılın sonunda istediğim yerde, kedilerimle mutlu olabilmek istiyorum. Hayat, yardım edersen sevinrim. Ve sen espiri yeteneğinden yer yer süphe ettiğim Sevigili Tanrı’m…

Günün anlamına uygun şarkı gelsin öyleyse…

Yesterday's Mistake
Yükleyen tarantulayengeci. - DiÄ�er müzik videolarına göz atın.

3, Yazıyla: -Üç-

Uğurlu sayım, ayın 3. günü haftanın 3. günü saat 3′te doğmuşum. Bence gayet yeterli ve geçerli bir sebep. Ama son dönemde takıldığım, ve hatta bölündüğüm üç parça benim içi ne kadar uğurlu bilemiyorum.

En sancılı günlerimde bana eşlik etmiş sayılı insanlardan biriyle buluştum dün. Bir kahve üzerine saatlerce konuşulabilecek türden gerçek bir dost, çoğu zaman benzer durumları paylaştığımızdan beni en iyi anlayanlardan. Aylardır görüşememiştik doğru düzgün, ne çok şey birikmişti, anlattım hepsini bir çırpıda ve yine isabetli yorumlarından birini yaptı; “Kalbini üçe bölmüşsün, bence artık karar vermelisin. Böyle kendini de yoruyorsun.” Haklıydı da…

Zordur aslında benim için sahiden birini kalbime almak. Sanırım yıllar sonrasında ilk kez kalbimi açtığım insandı o, ve kısacık bir zaman dilimi de olsa hayatı paylaşmak gibiydi onunla konuştuklarımız, yaptıklarımız… Bu yüzden hala ne şaşkınlığını atabildim anlam veremediğim gidişinin ve saçma tesadüflerle boşlukları doldurup hikayenin kalanını öğrenişimin, ne de hala merak dürtülerini atabildim üzerimden, hala bir yanım sormak istiyor delice “Neden???” diye, zaman zaman… Ve belki de tam bu anlaşılmamışlıklar, cevabı alınamamış sorular yüzünden hala zihnimi ve dolayııs ile kalbimi oyalamaya devam ediyor. Şimdi bunca zaman sonra arasam, sorsam, acaba kendime yayarım dokunur mu? Sorularımın cevaplarını verir mi? Bilmiyorum, bilemiyorum…

Diğer yandan tesadüflerin diline kulak verince snaki karşılaşmamız mucizeymiş gibi duran, yanındayken ayaklarımı yerden kesen, eğer mitolojideki o hikaye doğru ise ben ayın çocuklarından biri isem kesinlikle ayrıldığım diğer yarım o olmalı diye düşündüren “sürpriz”. YAnımdayken herşey ne kadar güzelse, ne kadar kesiliyorsa ayakları yerden, uzaktayken herşey o kadar kötü… Uzaktayken yok, hiç yok… Düşünüyorum da seneler süren sancılı ilişkimin bitmesini istememin en büyük nedenlerinden bir kaçı daha şimdiden karşımda. Biliyorum karşılaştırmamalıyım ama elimde değil… Peki yaşadıklarımdan ders alıp uzak mı durmalıyım, canımı acıtacağını varsayarak yoksa çaba sarfedersem eğer çok güzel bir ilişkiye dönüşür mü bu güzellikler?

Ve bir de bütün bu olup bitenler içersinde en gerçek ama en imkansız olanı var. Tek kelime yeter onu anlatmaya “yanımda”. Aramızdaki mesafe ne olursa olsun hep yanımda o. Kalbiyle ruhuyla yanımda. Aksi gibi goörünse de hayatımda gördüğüm en düşünceli insan olmaya aday. İncelikleri ile kalbime öyle yumuşak dokunuyor ki, güldüğü zaman öyle mutlu oluyorum ki! İçinde olduğumuz bambaşka dünyaları kestirebilmenin bir yolu olsun diye bakıp duruyorum ve biliyorum ki o da bunun içiin uğraşıyor. Çok umutlu değilim, ama onun kadar sıkı elimi tutan kimse olmamıştı hayatımda ve bırakamıyorum ben o eli… Her tökezlediğimde, sendelediğimde sıkı sıkı tuttuğu ellerimden düşmeme engel oluyor o ve hatta yanımda olamadığı zamanlarda düşüp dizlerimi parçalasam bile her nerede ve ne yapıyorolursa olsun koşup gelip yaralarımı temizler ve hatta acımasın diye üfler bile silerken… Kalbime iyi geliyor o, onu kaybetmek istemiyorum ama savaşmaktan çok korkuyorum… Acaba yapabilir miyiz? Kesişir mi dünyalarımız yoksa ben yine, bir kez daha kaçar gider miyim?

Güçlükle bir araya getirebildiğim bu kalp sanki 3 yanından çekiştirilmiş, gerilmiş, iplerin her biri bir kişinin elinde ve neredeyse parçalanmak üzere. Bir an önce o ipleri kesmeliyim. ikisini birden kestiğimde son kalan ipi tutan kişiye doğru hızlıca yol alacak kalbim ama o sırada o ip de kesilmiş olursa yine olduğu yere, yapayalnız düşecek ve kırılacak bilmiyorum artık kaçıncı kez daha. Bu karmaşanın sebebi belki de benim belki de değilim. Ama sadece artık huzurlu olmak istiyorum, çok istiyorum…

Bu karmaşaya biraz huzur olsun diye kapatalım gözlerimizi ve dinleyelim…

The Beatles - Across the Universe

Hayatımdaki “Replay” Tuşunun Takılı Kalmış Olması Sorunsalı

Beni tanıyanlar gayet iyi bilirler, çok sevdiğim bir filmi defalarca izleyebilirim ben, hem de aynı keyifle, sıkılmadan. Replikleri ezberleyerek, ve her seferinde ne söyleyeceğini önceden biliyor olmanın suratımda yarattığı muzip gülümsemeyle o en sevdiğim sahnenin gelmesini bekleyerek… Hele ki benimle birlikte izleyen biri varsa yanımda en çok ızdırabı kendime çektiririm. Bir yandan söylemek isterim “işte tam şimdi!” diye en sevdiğim sahneyi, diğer yandan acaba fark edebilecek mi, o da sevecek mi bu sahneyi diye bir susma çabası içerisinde olurum. Ama yine de severim, izlerim aynı filmi tekrar tekrar, biriyle ya da yalnız başıma.

Sanıyorum ki “Truman Show” tadında geçen hayatımın seyircilerinden biri de bundan çok hoşlanıyor, yoksa neden ben hep, sürekli aynı şeyleri yaşayıp, kendimi sonsuz bir “replay” döngüsü içinde bulup duruyor olabilirim ki? Artık biliyor olsa gerek hikayenin sonunu, ben ne diyeceğim, o ne diyecek…

Aslında Carpe Diem dediğim andan bu yana yer yer sürprizler olmuyor değil. Şimdi o beklenmedik sürprizlerden biri fena halde kafamı karıştırmış durumda diyebilirim. Hani bazen sokakta çiftler görürsünüz, birbirinden çok farklı görünür onlar. Muhtemelen zihninizden “Bu kızın/oğlanın bununla ne işi olabilir ki?” diye geçirirsiniz aklınızdan, öylesine zıt, öylesine alakasız benden. Diğer yandan yıllardır hayalini kurduğum her şeye sahip… Hani biz kadınların ne kadar reddetsek de sevmekten vaz geçemediği o korumacı, sahiplenmeci tavır vardır ya…Hani elinden tuttuğunda sıkıca, bilirsin ki güvendesindir… Yürürken, bir yerde otururken, geç bir vakit eve dönerken hep merak eden, hep koruyan, yalnız bırakmayan hali… Yüzüne, gözlerine bakarken hem seni delicesine istediğini görürsün, o tutku, o ateş, o kırmızı yanar gözlerinde, hem de bir anda eline ya da yüzüne dokunduğunda o şefkatli bakışı görürsün, bir anlık mavi bir bulut gibi geçer ordan ama bilirsin… Çok güçlü bir figürdür aslında karşındaki ve onun seni de güçlü buluyor olması, ve hatta sana, olduğun kişiye, sahip olduğun karaktere saygı duyuyor, takdir ediyor olması seni hiç olmadığı kadar mutlu ederi. Hani hem tutkulu bir sevgili gibidir, hem de şefkatli bir baba gibi… Ruhunun her halinin sığınacak bir köşe bulabilmesi gibi…Ama diğer yandan aslında bambaşka dünyaların insanısınızdır. Bunca zaman bambaşka hayatlar yaşamış, bambaşka denizlere olta sallamışsınızdır rastgele diyerek. Bambaşka akıntılara karşı kürek çekmiş, kendinizi bıraktığınızda her nasılsa aynı kıyıya vurduğunuzu anlamışsınızdır. Bilirim, biliyorum gözlerimin içine bakarken ya da evlenmekle ilgili şakalar yaparken içinden neler geçirdiğini. Her fırsatta hayatını düzene sokmak istediğinden ve bunun için tek ihtiyacın olanın seni sevecek bir kadın olduğunu her söylediğinde ne demek istediğini çok iyi anlıyorum inan… Ve inan bana her “ben yalnız öleceğim…” dediğimde benim gibi birini yalnız bırakmayacaklarını söylemen bir yana, “senin kocaman bir ailen olmalı, böyle toplandığında çocukların, torunların upuzun bir masa olmalı…” diyecek kadar kısacım zaman diliminde beni tanımış olman… Ama korkuyorum çocuk, bunun için, o hayatını değiştirecek kadın olmak için gücüm var mı, kaldı mı bilmiyorum ve korkuyorum… Sen yavaş yavaş sızarken içime, bir ande kendimi seni seviyor bulmaktan korkuyorum…

Kafam karışık sevgili okur ve sayın seyirciler hem de çok… Ve bunları yazarken gelen güzel mi güzel günaydın mesajı eşliğinde kahvemi yudumluyorum…

Hayat Ne Tuhaf Vapurlar Falan, Yeniden…

Ey hayat! Çıkar artık beni bütün bu karmaşanın, ikilemlerin içinden!

kendime not:

ask oyunu buna derler güzelim
seçmelisin birini
bir söyle bir böyle derken
kaçirip harcarsin sevgilileri

Yıldızlı Bir Geceden Kalanlar

Takılmış eski bir plak gibi, hep aynı sözler, şarkılar kulaklarımda ve kısacık bir sahneyi durmaksızın oynatan eski bir video kasedi gibi hep aynı sahne gözlerimin önünde. Aslında iki farklı görüntü var, bir insanların görebildikleri bir de benim kapalı gözlerimin önündki pembe pamuk şekerinden yapılmış bulutlar arasında hayal meyal bir yüz, yumuşak bir his yüzümde, dudaklarımda ve gözümün önündeki bulutlardan bir parça ağzıma atmışım gibi şekerli, çocukluğumun tadı ağzımda.

“Etraf sessizleşti mi bir anda…”

“Zaman durmuş gibi…”

“Nefessiz kaldım…”

“İşte bu yüzden insanları istemiyoruz, sevmiyoruz biz. Sadece ikimiz olmalıyız evimizde…”

“Tek bir kadehte söyleyelim şarabı ve birlikte içelim.”

“Dudak izinin olduğu yerden içmeliyim…”

“Belki bir gün şarabı içmek için ikimizin de kadehten içmesi gerekmeyebilir. Yapmalıyız bunu…”

“Hala şarabın tadı kalmış mıdır dersin?”

- Kalmıştır bence…

“Sen o güzel arkadaşları bırakıp buraya nasıl geldin? Gökyüzünden, yıldızların arasından…”

“Yanımdayken ne olmayacak dediysen oldu. Bundan sonra ne istersen olacak benim yanımda, hadi iste yine…”

“Seni seviyorum…”

- Seni seviyorum…

Boğazlar Meselesi

Sonunda böyle adlandırmaya karar verdim şu bir türlü yutkunamıyormuşsun gibi gün gelip boğazında düğüm olan, gün gelip soluk boruna kaçan, yahut bir anda güzelce (!) midene oturan bu duyguyu ve bu hissiyatı. Son zamanlarda vücudumun çeşitli bölgelerine bu ve türevleri öyle çok hissiyat saplanır, takılır ve dolanır oldu ki artık bir isim verme ihtiyacı hissettim.

Şimdilerde bir soluk borusu bir de midem arasında gidip geliyor. Yer yer nefesimi kesiyor yer yer mide bulantısı ile birlikte sonsuz bir tokluk hissi yahut bir tiksinti… Hani çok yemek yemişken başka bir yemek kokusunu almak gibi, ama hiç bir şey yememişken hissetmek bu hissi. Sabahtan beri 4. kahvem, yanında eşlik eden bir şey olmadan ve düşündüm, sahiden, bu ofis odasında geçirdiğim gün boyu kahve dışında bir gıda tüketmemişim ben.

Bitmek bilmez sorular, sorunlar ve alınamayan cevaplar silsilesi içerisine bir yenisini eklemenin sevincini paylaşmak isterim burdan. Alenen ortada durduğu halde sorulamayan sorular bunlar efen’im. Hani öyle anlar olur havadaki gerginliği hissedersiniz ya, bu da öyle bir şey sanki. Gözlerinde, zihninde tutmak, görmek o soruları ayrı, sanki baksan havada süzülüyor gibidir. Monopoly denen oyundaki şans kartları gibi, üzerinde soru işareti olan koskocaman bir kart, yanıp sönen ışıkları ile dikkat çekme çabasında. Biri alsa onu, çevirse ardını, ve artık okusa o malum soruyu. Yanıt kimde ise cevaplasa ve piyonu ona göre ilerletsek ya la şu oyunda… Sanki en güzel detay, o kartı öylece havada süzülürken görebilen her kim var ise, ardınaki soruyu adı gibi biliyor oluşu bence. Ve en kilit nokta, kartı alanın o soruyu sorma cesaretini gösterecek olması. Kimde var böyle bir cesaret? Peki, doğru kişiye sorabilecek mi dersiniz? Doğru kişiye sordu diyelim, doğruları, yalnızca doğruları söyleyecek mi sorunun muhattabi olan zat? Havada asılı duran bu kartın ardında gizli ne çok soru varmış…

Hayatımda ilk defa, sahiden ilk defa bir kaç gün öncesinde kendimi çok ama çok bencil hissettim. Salt kendi mutluluğum için belki de ilk defa bir başkasını incitmeyi göze aldım. Ve elbette ki yine kendime zarar veriyor olma riski dahilinde. Aslında beni tanıyanlar bilir, böyle durumlarda yine döner dolaşır kendimi yaralarım ben, başka kimseye bir şey olmaz. Dolayısıyla, davranış paternimizi göz önünde bulundurarak yine aynı şeyin olma ihtimalinin de ne kadar yüksek olduğunu akılda tutmak gerek. Tutuyorum, aklımda… Neye yarar ki? Aklımda olsa bile üzülmeyecek miyim sanki? Ya da şimdi çok mu huzurluyum?

Ama olmadı işte, yapamadım, uzak duramadım. Belki de yalanlar istiyordum ve onları dinledim. Anlık mutluluğu tercih ettim sonrasındaki bütün bu duygu karmaşasına. Carpe Diem uygulamasına geçmeye çalıştığımdna bu yana epey yol aldım. Şimdi bir yeni seviyeyi atlamak üzereyim. Anı yaşadıktan sonra dönüp sorgulamamak. Sorulacak ne var ise ya o anda sormak ya da ebediyete kadar susmak. O sorular ile sonra döne dolaşa yine kdnini, içini, ruhunu kemirmemek. Bunu da başarabilirsem kendimi çok daha başarılı göreceğim hayat felsefemi değiştirme yolunda.

Kendime not: Sorma, sorgulama ve direnme… Hayatı yaşa…

Rüzgarın Getirdikleri

“kendi olarak, sana gelen-
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-
kendi olmasını, senin ile olmaya bağlayan- -
o, işte…”

hani- oruç aruoba

bana, sana, bize…

Kağıt Evler

Neden eğer hep yokluğunda anlaşılırsa kıymeti sahip olunan şeylerin, şimdi tam o sebeple anlıyorum, varlığından haberdar değilken yalnız ve mutlu şu çocuk halimin bir kez daha bilmem kaç yaş yaşlanışının sebebini. Gözlerimi kapatıp dinliyorum çalan şarkıyı, sanırım benim o şarkıdaki yanlış kadın, yoksa neden hep buzlu olsun yollarım… Dönülmeyen o yollarda, benim de kayıyor ne yazık ki ayaklarım…

Emre Aydın-Kağıt Evler

Bir Soru Var

Dünden beri aynı şarkılar çalıyor,  hayatımın fon müziği oldular. Kendi kendime armağan etmişim gibi o şarkıları.

Konuşurken sürekli sen ben misin diye sormadık mı? Rüyamıydı, uyandığımda yine canım acıyacak mıydı? Bu huzur, bu güven duygusu hep böyle içimde kalacak mıydı?

Hayır hayır, bunlar değil…Asıl dilimin ucunda bir soru var, soramam, sormaya cesaret edemem. Değiştiremeyeceğim şeyler için üzülmek yersiz, hatta değiştirebileceğim şeyler için bile üzülmemeliyim, böyle demişti sanki telefondaki ses. Ama orada işte, biliyorsun ne olduğunu, çünkü ben senim, sen de bensin aslında. Ne olur kendi canını acıtma bu defa?

Yarın sabah uyandığımda, dilimin ucundaki soru öylece zihnimden uçup gitse, bu sefer bu hikaye ruhumu daha fazla kan revan içinde bırakmadan, bitmeden, sonsuza sürüp gitse…

Bir çatı katı, duvarlar dolusu kitap ve plak, iki kedi, ikimiz… Demişti ki; başarabiliriz…


Fatal error: Call to undefined function is_active_sidebar() in /home/.mister/maviyazar/maviyazar.com/wp-content/themes/cat_and_moon_cee010/sidebar-footer.php on line 17