Ayrılsak da Beraberiz

Bazen hayat bizi o kadar içine çeker ki neler olup bittiğini göremeyiz, anlayamayız. Aslında içine fazlası ile dahil olduğumuz bir çok konuda olduğu gibi hayatta da ikinci bir gözün bakışına çok ihtiyaç duyarız. Tabi şöyle önemli bir detay söz konusu, ikinci gözün her şeyi olduğu gibi görebilmesi gerekli. Demek istiyorum ki, biz başklarının fikirleirne başvururken, onlarla yaşadıklarımızı paylaşırken aslında ne kadar zorlasak bile kendimizi, kendi bakış açımızla anlatmaktan kaçamayız. Bu da karşımızdakinin yorumlarını yönlendimrmize neden olur. Bu yüzden değil midir arkadaşlarımızın bizi çoğu zaman haklı bulması, desteklemesi?

Düşününce objektif ve yaşadıklarımızın içine çekilmemiş tek göz Tanrı olabilirmiş gibi geldi bana. Her şeyi olduğu gibi duya, gören ve bilen o değil mi? Öyleyse, şimdi tam şu anda, ben talihsizliklerime bu kadar üzülürken belki de içinde kaybolduğum hayatın yanılgısına kapılmış durumdayım. Aslında beni bekleyen çok daha güzel şeyler var ama ben bunları göremiyorum. Ben üzülürken ve hatta kızarken, Tanrı olduğu yerden seyrediyordur. Benim bilmediğim, göremediğim ama aslında benim planladığımdan, istediğimden çok daha güzel şeylerin beni beklediğinden emin sadece gülümsüyordur. Bana kalan tek şey inanmak ve sabretmektir belkide.

İnançlar böyle zamanlarda doğuyor işte. Umutsuz ve mutsuz olduğunda seni hayata bağlayacak bir bağdır inanmak. Daha iysinin seni beklediğini bilmek, ona inanmak istersin. Hatta öteki dünya inancı da bu dünyada istediğini alamamış insanlarda bu nedenle daha güçlüdür. Bu sebepledir zengin insanların Tanrı’ya yaklaşmasının daha zor oluşu…

Aslında konumuz bu değil. İnançları sorgulamak niyetinde falan değilim. Tamamen kendi hayatımın içinde kayboluşuma kafa yoruyorum. Aslında baktığımda hiçbir şey istediğim, hayal ettiğim gibi değil. Zaman zaman çok güzel olacağına dair umudum tavan yapsa da, yine keskin düşüşler takip etti hepsini. Midemdeki küçük kelebeklere sevinirken bir de baktım ki kozaların sahibinin midesinde bir başkasının kozaları varmış. Benim minik tırtıllarım kozalarını sonuna kadar zorlarken onunkiler de meğer aynı yoğun çalışma içerisindelermiş. Bunu anlayınca solmadı mı kanatlarındaki beneklerin canlı renkleri? Soldu elbette. Ama içimde tuhaf bir teslim oluş. Hayır bu vazgeçmek değil. Sadece eğer kelebeklerim uçamadıysa ona doğru bir sebebi vardır elbet diye tuhaf bir içgüdüye kapılmak.

Yani hani hep hikayelerden, hikayenin çatallandığı yol ayrımlarından bahsediyorum ya, işte o ayrımlardan biri yine biliyorum. Biliyorum da, içimden bir ses diyor ki “Hiç mi görmedin saçma sapan yapılmış yolları. Ayrılırlar, 500m ileride tekrar kesişir onlar. Sağdan ya da soldan gitmek fark etmez. Sonunda varacağın yer aynıdır.”. İşte bu yüzden kaderciliğin son noktasındayım. Belki şu anda apayrı hikayelerin kahramanı olma yolunda ilerliyoruz ama ya sonra? Sonra belki de yeniden aynı masalda buluşucaz ve çok çok daha güzel yazılacak masalın sonu. Ya da belki birleşmeyecek o yollar ama ben bu girdiğim yolda şu an göremediğim ama Tanrı’nın gördüğü ve beklememi istediği çok daha güzel bir masal dünyasında bulacağım kendimi. Sandığımdan, hayal ettiğimden çok daha mutlu olacağım belkide.

Bu gece biraz pozitif hafif de negatifim galiba. Olayları nasıl kabullenmem gerektiği noktasında kafam karışık. Duygularıma gelince, o anlamsız umut var ya, işte o peşimi bırakmıyor. Savaşamıyorum hayallerim uğruna ama hayal etmekten de vazgeçemiyorum. Bakalım bu kez hayat bana neler getirecek…

Leave a Reply


Fatal error: Call to undefined function is_active_sidebar() in /home/.mister/maviyazar/maviyazar.com/wp-content/themes/cat_and_moon_cee010/sidebar-footer.php on line 17