Archive for Eylül, 2009
Yalnızlık Ömür Boyu
Hani konuşacak kimseyi bulamamak vardır, kendi kendinle kalırısn hep ve kendin söyler kendin dinlersin. Birçokları bunu yalnızlığın gelebileceği son nokta olarak görür. Bugün bizzat anladım ki bu değilmiş son nokta. Kendinle bile konuşamamakmış.
Yazmak ki elimde olan tek şey benim. Konuşamam, anlatamam ben hissettiklerimi. O çok konuşan insan uçar gider söz konusu olan duygularım olduğunda. Sadece aşık olduğunda anlatamamak değil bu, kızdığında, kırıldığında, ya da sadece nasıl hissettiğini söylemek istediğinde konuşmayı yeni öğrenmiş çocuk gibi olurum. Kelime bulamam ifade edecek hislerimi. O an koşup yazmak isterim. Yazmak ve vermek karşımdakinin eline. Oysa bu ne mümkündür ne de mantıklı. Ama yapamam işte…
Şimdi yine konuşamazken, etrafımdaki bir sürü insana bir çok farklı duygumu ve bunların sebebini anlatamazken oturdum yine bilgisayarımın başına. Evet belki şu anda yazıyorum ama yazmak istediklerim bunlar değil. İçimde sustukça büyüyen onca şey bunlardan hiç biri değil. Neden yazamıyorum? Yani kendimle konuşabilmekten, kendime dahi duygularımı ifade edebilmeye çalışmaktan neden vazgeçiyorum? Sanırım, en azundan bunun cevabını biliyorum… Kendime olan inancımı kaybediyorum.
Elimi nereye atsam başarısızlıklarıma, hatalarıma çarpıyor. Öyle bir tane değil, zincirleme sanki. Kendimden emin olduğum hiçbir şeyin orada olmadığını görüyorum. Sanki bomboş içim, zihnim. Hani nerde yeteneklerim diye sormadan edemiyorm kendime. Hiç mi yoktular yoksa ben onları zaman içerisinde yavaş yavaş kayıp mı ettim?
Yoruldum diyorum ya sıksık, hiçbir şeyden, hiç kimseden değil kendimden yoruldum en çok. Hep sonunda baş başa kaldığım, kaçamadığım kendimden yoruldum. Nerye kadar gidecek bu zorunlu birliktelik bilmiyorum, bilemiyorum… Ben sadece, biran önce bitsin istiyorum…
Vuslata Kalsın
i
heyhat
yeniden
ıskaladın
vuslatı!
şimdi eyersiz atlar gibi özgür
ve lânetli bir keder gibi
uzak
yağmurda…
Read the rest of this entry »
Ayrılsak da Beraberiz
Bazen hayat bizi o kadar içine çeker ki neler olup bittiğini göremeyiz, anlayamayız. Aslında içine fazlası ile dahil olduğumuz bir çok konuda olduğu gibi hayatta da ikinci bir gözün bakışına çok ihtiyaç duyarız. Tabi şöyle önemli bir detay söz konusu, ikinci gözün her şeyi olduğu gibi görebilmesi gerekli. Demek istiyorum ki, biz başklarının fikirleirne başvururken, onlarla yaşadıklarımızı paylaşırken aslında ne kadar zorlasak bile kendimizi, kendi bakış açımızla anlatmaktan kaçamayız. Bu da karşımızdakinin yorumlarını yönlendimrmize neden olur. Bu yüzden değil midir arkadaşlarımızın bizi çoğu zaman haklı bulması, desteklemesi?
Seninle Olmanın En Güzel Yanı
seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.
seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
‘’seni seviyorum” sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.
seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. ve buradayken bile seni çılgınca özlemek…
seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.
seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana… elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. elimde kır çiçeğiyle seni beklemek… aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.
seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak… okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.
seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.
seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
nereden bileceksin?
sen benimle hiç olmadın ki. olsaydın avuçlarım terlemezdi… isırmazdım dilimin ucunu… özlemezdim seni yanımdayken.kıskanmazdım.
korkmazdım yollarda yürümekten. islanmazdım yağmurlarda… yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.
korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize… ve her kulaçta haykırırdım seni..
ama sen hiç benimle olmadın ki…
ya aklın başka yerlerdeydi ya yüreğin…
Can Yücel
Yazıyorum
Eğer eline kalemi aldığında cümlelerini hep aynı kişiye kurmak istiyorsan, geri kalan hiçkimse, hatta hayatında olup bitenler umrunda değilse ve sen hep ona birşeyler anlatmak istiyorsan bunun adı sadece tek bir şey olabilir: üç harfli en uzun kelime…
Öyle tek heceli, bir çırpıda söylenebilir oluşuna bakmamak lazım. Zor çıkar ağızdan, ve bir kere telaffuz ettin mi, sadece bir kere yüksek sesle söyledin mi, hiç görmediğin ruhunun derince bir yerine gelir yerleşir… Neredeyse yedi sene sonra önce ürkek ve cılız bir sesle, “Yoksa???” dedim, ama simdi kendi kendime tekrarlayp duruyorum.
Yeni bir defterim var artık. Tertemiz sayfaları… Kuruyorum belki de üzerinden bana doğru hiç yürüyemeyeceği kelimelerden köprüleri… İçimde aynı duygular, sebepsiz bir inanç, umut belkide, bir gün kafasını kaldırdığında ayaklarının dibine kadar uzanmış o yolu, o dikkatlice kurulmuş sağlam köprüyü fark edip koşarak bana gelir diye… Ben bir tek bunu yapabiliyorum, yazıyorum…