Archive for Ağustos, 2009

Sorguluyorum…

Geçenlerde bir şarkı dinledim, tam da son zamanlarda sorguladığım şeylerin üzerine geldi. Şarkının sözlerinde kız, onu bir baskası için bırakıp giden sevgilisine yalvarıyordu. Açık açık, sensiz olamam beni bırakma diyordu…

Aşkın limitlerini dusunuyorum. Geri kalan duyguları içinde ne kadar barındırdığını. Hangisi dogru acaba, sevgin icin savasmak mı, gururunu hiçe sayıp ardından yalvarmak mı, yoksa sessiz hıçkırıklarla güle güle demek mi arkasından…Peki savaşmayı seçiyorsan bu savaşta ne kadar etik olmalı insan? Aşkın uğruna her şeyi yapmak mıdır sahiden birini sevmek, yoksa durup beklemek midir… Ne zaman pes etmeli insan? Ya da pes etmeli mi? Koşulsuz sevmek, onun kalbinin bir baskasında olduğunu bile bile sevmek, vaz geçmemek, geçememek.. Fark etmesini beklemek. Fark ederse ve ona verdigin degeri anlarsa belki o da sever diye düşünmek acizlik midir? Yoksa sevgi böyle bir şey midir?

Bu sıra sevmek nedir, nasıl yaşanmalıdır, bunları fazlası ile sorguluyorum. Kendi yaptıklarım bir yanda, dogru olanı mı yapıyorum bir türlü emin olamıyorum ama ben yine, sadece uzaktan bakıyorum, ve seviyorum…

Bir Çocuk Sevdim

Baksan karşında koskocaman durur, çocuk demezsin bakışlarına… Dudaklarından dökülen sözcükler en adamım diyen adamı bile susturabilir. Aslında içinde küçük bir çocuk saklıdır, korkularıyla, heyecanlarıyla. Bu söyledikleirmi “içinizdeki çocuğu öldürmeyin” zırvalarıyla karıştırmayın sakın. Ruhu çocuk onun daha, biliyorum, görüyorum ve bu yüzden anlıyorum bütün korkularını…

Bir çocuk sevdim ben, çocukluğu sadece güldüğünde gözlerinde parlayan, minik bir yıldız olup bir anda kayıp yok olan, şaşkın bakışlarında saklı olan… En ağır yüklerin altına girebilecek kadar cesur oysaki ama nedense bir aşkı kalbinin taşıyacabileceğinden endişeli. Ürkek adımlarla kaçıyor ama ayakları geri geri sanki… Gözü hep arkada, arkada bıraktığı yolda…

Ona yazabileceğim cümlelerim hep yarım. Ne kadarını tanıdım onun ve daha ne kadar tanırım bilmem… Yani o izin verdikçe sızarım ince catlaklardan zırhının içine su gibi, ya da kum gibi. İkisi de söndürebilir belki içerde yanan ateşi. Dumanlarını gören var mıdır benden başka? Ya da hepsi hayal midir? Hiç tanımadığım o masal kahramanının gizemli ülkesindeki yangının dumanı mıdır gördüklerim? Bilmem ben, hiç bilemem…

Peki ya o  bilir mi dışarda incelebilmek için, bir su gibi duru ya da bir kum gibi parça parça olmaya gönüllü bir başka çocuğun çabalarını? Haberi var mıdır minik elleriyle kapıları çaldığından? Duyuyor mudur derinden gelen sesini, çağırışını… Kulakları tıkalı, gözleri kör müdür? Bu çocuktan korkmak için çocuk olmak bile yetmez, yoktur korkulacak bir şeyi göğsünde kanat çırpan bir kalp ve midesinde uçan kelebeklerden başka…

Hangi masal kusursuz başlamıştır ki oysa? Masalları masal yapan aştıkları zorluklar değil midir? Öyleyse şimdi kaçmak niye daha henüz başlamamışken diye sormaz mı bu çocuk masal kahramanına? Merakla açılmış bir çift göz karşında, ağzı dikkatindan hafif aralanmış, nefes almaya korkar gibi hafif hafif inip çıkıyor göğsü ve senden cevap bekliyor: Neden bu ülkendeki sonsuz karanlık? Oysa benim baktığım yerden heryer yemyeşil, her yer günlük güneşlik, bak rengarenk çiçeklerden kendime taö bile yaptım. Gel ne olur, bir kez, sadece bir kez sen de benim baktığım yerden bak… Karanlıksa yine, yine görmüyorsa gözlerin, peki tamam ben de eteklerimi toplar başka bir düş ülkesinin peşine giderim. Ama gel, bir kez gel… Hayatta her şey ikinci şansı dahi hak ederken neden bizim masalımıza ilkini bile çok görüyorsun ki?

Bakar gözlerine zırhlı masal kahramanının. Gözleri iri, gözleri kararlı… Delip geçer küçük kızın bakışlarını. Kelebekler durur bir an, öylece asılı kalırlar oldukları yerde, yüreği kanat çırpmaz olur, bekler herşey, ağırlaşır zaman, ama umut ettiklerini söyleyecek mi bu kahraman???

Her şeyden bir yana, bak, ben bu masalla yeni bir şey daha öğrendim. Artık kısa cümleler kurabiliyorum…

Yine Yeni Yeniden

Yaramaz bir kedinin elindeki koskocaman bir yumak sanki aklımdan geçenler. Patisiyle ordan oraya savurdukça karışıyor aklımdakiler. Savruluyor, dağılıyor, gittikçe toparlaması imkansız hale geliyor. Bir süre sonra tek yapabildiğim oturup seyretmek oluyor. Oysa eğlencesini bozmak adına almalıyım elinden düşüncelerimi ve toparlamalıyım aklımdakileri.

Karşımda Haliç, sanki daha bir mavi bugün. Galata kulesi solmuş onun maviliğinin yanında. İstanbul’da sanki ufak bir telaş ama hafif bir dinginlik var gibi. Ya da bütün bunların hepsi tamamen benim bakışımdan kaynaklanıyor. O ufak telaş, merak, endişe ve diğer yandan bu yavaş ve sakin pazar gününün muhteşem dinginliği, hepsi benim içimde. Rüzgarla beraber saçlarımdan vanilya kokusu geliyor, güneşin yeni gittiği balkonumda oturuyorum. İlk defa dinlediğim ve çok beğendiğim bir şarkı çalıyor. Son zamanlarda ardarda dinlediğim şarkılara eklenmeye aday.

Hangisi daha çok kafamı karıştırıyor son zamanlarda emin olamıyorum galiba. Oysa böyle bir sıralamaya ne gerek var demiyor da değilim. Bırak işte belli ki kafan karışmış hangisinin daha etkili olduğunu düşünmeye ne gerek var. Aslında düşündüm de sanırım bütün bu karmaşanın sebebi çok bilinmeyenli deklemlerime bir yeni bilinmeyen daha eklemek olabilir. Kararlar vermek benim için zor oldu hep. Şimdi yeni kararlar vermeye çalışırken düşündüğüm bir bilinmeyen daha var. Kendi masalım yazılırken geldiğim yol ayrımlarında nerden gideceğime karar verirken yaşadığım alışılmış kararsızlıktan başka bir şey değil bu. Ama bu kez yeni bilinmeyenimi çatallanmış yollardan hangisinin ucuna koyacağımı bilmiyorum. Hatta o yollardan birinde var mı, yani yolum o bilinmeyene çıkıyor mu onu bile bilmiyorum. Tek bildiğim uzun zaman sonra ilk defa yeni bir değişken ekledim denklemlerime bu bile heyecanlanmak için yeterli aslında…

Yeni bir fotoğraf albümü, yeni fotoğraflar zihnimde. Bazıları var sıklıkla takılıp kaldığım, bir sonraki fotoğrafa geçemediğim, hep ama hep bakmak istediğim, bu yüzden her yere yanımda taşıdığım, her boş kaldığımda sakladığım yerden çıkarıp baktığım, baktığım ve gülümsediğim…

Yok olmadı, yine toplayamadım kafamı, yazacaklarımı. Bu kez yazmak değil de konuşmam gerek sanki. Konuşmalıyım, sustuklarımı söylemeliyim, söyleyebilecek miyim? Manzara, müzik, martılar… Yok yok hiç yardımcı olmuyorlar. Doğru yoldan, doğru yere varabilmeyi, istediğim şeyleri orada bulabilmeyi umut etmek tek yapabileceğim sanırım şu anda.

Korumalı: 12.02

Yazı parola korumalı. Yazıyı görmek için parolanızı girin:


Son Zamanlarda…

Son zamanlarda bazen, “vay bee…” diyorum, sonra “belki…” diyorum, sonr biraz düşünüyorum “yok ya…” diyorum, bir anda “acaba?” diye soruyorum sonra yine “vay bee..” diyorum, bu döngü böylece dönüp duruyor kafamda. Birinin acilen döngüden çıkaracak komutu yazması lazım sanki.

Son zamanlarda sıklıkla iş güzel de keşke bir de iş tanımım olsa her aciliyete beni koşturmasalar diye düşünmeden edemiyorum.

Son zamanlarda bazen yaptığım işin aslında çok da fena bişe olmadığını düşünüyorum.

Son zamanlarda sıklıkla yalnız kalmayı özlüyorum. Şöyle bir sahilde kumlara uzanıp güneşin altında uyuyakalmak, sonra da bozuk bir fırında kızarmış piliç tadında uyanmak hiç fena olmazdı gibime geliyor. O değil de hakkikaten tek başıma olmayı, istediğim kıyafetle gezinmeyi, istedigim anda istedigim müziği dinleyip şarkı söylemeyi falan özlüyorum…

Son zamanlarda giderek tembelleşitğimi fark ediyorum. Üzerimde her şeye bir razı oluş, bir kabulleniş görüyorum. Hayatımda ilk defa kendi yolumu çizmekle uğraşmadan hayatın bana istediğim, umduğum şeyleri getirmesini bekliyorum, öylece, ben hiç çaba sarf etmeden. Hiç ben değilim bu, hiç benim tarım değil. Son zamanlarda bana ne oldu acaba diye düşünüyorum…

Son zamanlarda sıklıkla öyle güzel hayallere dalmış buluyorum ki kendimi, Haliç köprüsündeki bakım çalışması ile uzayan ev-iş arası yolculuğumun farkına bile varamadan geçip gittiğini görüyorum. Hayallerimi, hayal kurmayı seviyorum.

Son zamanlarda bazen kendimi “mühendisim lan ben” derken yakalıyorum. İçimde sanki inceden bir sitem var “ee noldu yani şimdi ne değişti???” der gibiyim…

Son zamanlarda sürekli”ay sahi mi vallahi çok küçük gösteriyorsun, lisede okuyorsun falan sandım” gibi söz öbeklerine sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Susuyorsam, otuzuma yaklaştığımda işime yarayacağını düşündüğümdendir bilesiniz!

Son zamanlarda feci halde bir kedim olsun istiyorum. Yalnız kalma azumu bu arttırıyor olabilir bak şimdi fark ettim bunu. Kedi istiyorum ben!!!!

Son zamanlarda çok şey söylemek, çok şey yazmak istiyorum ama, susuyorum…


Fatal error: Call to undefined function is_active_sidebar() in /home/.mister/maviyazar/maviyazar.com/wp-content/themes/cat_and_moon_cee010/sidebar-footer.php on line 17