Archive for Haziran, 2009

Küllerinden Doğmak

Gecenin bir vakti bir anda aklıma gelebilecek en doğru şarkı zihnimin içinde çalmaya başladı ve kendimi birden “i like it  i am not gonna crack i miss you i am not coming back!” derken buldum. Nirvana- Lithium’du bu. Şu anda kaçıncı dinleyişim bilmiyorum ama daha zilyon kere dinleyebilirim.  Bir şarkıyı söylemek ancak bu kadar keyifli olabilir! Eğer sizde birilerine kızdıysanız, kıymet bilmeyen birilerine değer verdiğinizi hissediyorsanız ve artık bunu değiştirmeye karar verdiyseniz, dinleyin, defalarca dinleyin ve hatta eşlik edin. Uyurken bırakın o çalmaya devam etsin. Döngüye alın, bilinç altınıza kazıyın. Hadi şimdi benimle beraber bir kez daha dinleyin ve söyleyin

Lithium

I’m so happy
Cause today I found my friends
They’re in my head

I’m so ugly
But that’s ok, ’cause so are you
We’ve broke our mirrors
Sunday morning
Is everyday for all I care
And I’m not scared
Light my candles
In a daze ’cause I’ve found god

Yeah he he yeah

I’m so lonely and
That’s ok, I shaved my head
And I’m not sad
And just maybe
I’m to blame for all I’ve heard
And I’m not sure

I’m so excited
I can’t wait to meet you there
And I dont’ care
I’m so horny but
That’s ok, my will is good

Yeah he he yeah

I like it
I’m not gonna crack
I miss you
I’m not coming back
I love you
I’m not gonna crack
I killed you
I’m not coming back
I like it
I’m not gonna crack
I miss you
I’m not coming back
I love you
I’m not gonna crack
I killed you
I’m not coming back

NIRVANA

Otobus Camı

“diger adi “hayal yastigi”dir. sehirlerarasi olsun sehirici olsun farketmez, en guzel hayallerin kuruldugu anda bakilan pencere, hatta yaslanilan yastiktir. sevdigine giderken akip giden tarlalardir bazen, bazen de trafigin rahat oldugu gece saatlerinde gunduzun intikamini alan sehirici otobus soforunun hizli seyrine sahit, oyle hizla gecisen aydinlatma direkleridir.

beyin “ani bulanmasi” yasar bazen, tumunu on bellege kusar, hepsi gelir meydane. altindan gecen her serit cizgisini hissedersin, sollamak serbest, uyumak yasak…

otobuslerin yeri hep ayridir cok binenlerde. ya kavusturur ya ayirir. kisitli ama guzel dakikalari ya baslatacaktir, ya bitirmistir. olmusu ve olacagi o camlara bakarken dusunursen bakislarindan alir hapseder icine mikalidir sikayet etmez…hayal yastigi…”
(scowl, 09.03.2008 23:36 ~ 22.10.2008 15:30)

Ekşisözlük’de şukela gezintisi yaparken rastladım. Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi dedim senelerce o hayal yastığında yarı uyur, yarı uyanık vaizyette seyahat etmiş bir bünye olarak. Herkes nefret ederken, ben hep çok sevdim saatlerce bir başıma olmayı. Gecenin karanlığında belli belirsiz ışıklara bakarak hayal etmeyi, bazen hüzünlü müziklerle, henüz ağlamayı beceremediğim yaşlarda duygulanmayı, sabaha karşı varış noktasına göre değişen ruh halime göre yer yer neşeli, yer yer ayrılık şarkıları eşliğinde, midemde o tuhaf hissiyat, ağzımda o buruk tat, Mersin’in dayanması güç sıcağına inmeye hazırlanmalar, ya da İstanbul’un karlı, buz gibi (evet o zamanlar henüz küresel ısınma bu kadar etkisini göstermemişti, kar yağardı, buz tutardı ve tatil olurdu okullar) sabahlarına heyecanla koşmalar…

Hani anahtar kelimeler vardır, sanki beyin dediğimiz bilgisayarın içine adeta bir “ctrl+f” etkisi yaratan, klasörleri dizi dizi açan, bulan çıkaran kelimeler, işte otobus  camı belki de en çok arama sonucu döndüren anahtar kelime benim beynimde. Çünkü o otobus camından dışarı bakarken öyle çok şey görülmüş, öyle çok şey düşünülmüştür ki…
Yazmaya kıyamam hayallerimi, ama o hayal yastığına başımı her yasladığımda, daha dün gibi hatırlarım hepsini…

Demek Şimdi Gidiyorsun

demek simdi gidiyorsun
yazdigimiz siir boyle yarim kalacak
demek simdi gidiyorsun
kuslarimiz acikacak, saksilarimiz artik sulanmayacak
demek oykumuzu bir ruj lekesi gibi yapistirip aynanin sahtekar yuzune
oy benim yarali gonlum
demek simdi gidiyorsun
beni boyle toz gibi dagitip merdivenlerin dibine
hersey tamam diyorsun
git!
beni viran bir sehir gibi terket
hadi git!
disarisi ispiyon, disarisi ihanet, seni bir goren olmasin dikkat et
dostlukmus, olume yurumekmis, ustune titremekmis, vefaymis!
ask dedigin zavalli bir kapiyi duvara carpip cikincaya kadarmis!
bana koymaz deyip sancini bir kilo rakiya gomsende geceyarilari
oy benim yaralim, asil sanci uyandiginda butun odalari bos gorunceymis
gitmek istiyorsun git!
bir devrimci asla vedalasmaz
bakma git
disarisi dinamit, disarisi enkaz, sunu cebine koy ne olur ne olmaz
ihtilal magdurlariydik, kimsemiz yoktu
yaralarimiz aman vermiyordu canimiza
kimseye kiymamistik oysa, masumduk
rahatsiz ediyordu bizi bu yalanci tarih
yirtilan bir pankart gibi sehirlerin ortasina cig dusurduyse ofkemiz
oy benim yaralim
en az bir karincanin yuregi kadar namusluydu ellerimiz
artik bitti diyorsun git
kirilsin kapi cerceve, kirilsin bu cam
durma git, disarisi panik, disarisi izdiham
biliyorum seni vuracaklar bu aksam
ne cok fire verdik ust uste
ne cok arkadas yitirdik bu tozlu yolculukta
kimligi tespit edilmemis ne cok ceset vurdu zeytin guzeli aksamlarimiza
buyuk utopyalar ve buyuk daglar gibi icerden curumusuz megerse
oy benim yaralim
her gelen olum yazmis, her giden ayrilik islemis bu tozlu gergerimize
kendini ariyorsun git aptal bir hayat kur icinde beni barindirmayan
kalma git, disarisi barut, disarisi gardiyan
yine bir tek parca olurum sana
demek simdi gidiyorsun
demek sonunda bizi de cokertiyor bu kancik zelzele
demek simdi gidiyorsun
yikilan bir duvar gibi omrume devrile devrile
demek mecburi istikametlerin ayriligi gosteren o adaletsiz kavsaginda
oy benim yaralim

demek simdi gidiyorsun ve bana bir tek secenek kaliyor
gule gule
beni olduruyorsun git
kalmasin hicbir yerde kalmasin izin
durma git
kafami yumruklayip ardinsira aglarsam namerdim, serefsizim

Yusuf Hayaloğlu

Nefes Bile Almadan…

İçimde büyüyen bir nükleer reaktör var sanki… Tepkimeler, etkiler aynı, bitmek bilmedi… Derinlere gömdüm kocaman varillerle, denizin dibine attım, okyanus akıntısına bıraktım olmadı geçmedi etkisi… Ne derinlik tanıdı ruhumu delip geçmek için, ne mesafe…

Hayat ne tuhaf demek geliyor bugünlerde içimden sık sık… Bir an geliyor sanıyorum ki tam göğsümün üstüne tonlarca ağırlık bırakmışlar, nefes alamıyorum, nasıl bir acı bu içime oturan diye kendime sorup duruyorum… Sonra içimde bir sessizlik, bir durgunluk, sanki bir mutluluk… Ağırlıkları atmışım üstümden, mutluyum… Daha da güzel olacak her şey diyor kaçıp saklandığı köşeden ruhum… Tüm kalbimle ona inanmak istiyorum…

Hislerimi anlatacak sözler bulamamak beni resmen çıldırtıyor, aklıma gelen o standart tariflerden kendim bile sıkıldım! Gözümü kapatıp müzik dinlemek istiyorum sadece… İstedigim yerde bağıra bağıra söyleyeyim, istediğim yerde bağıra bağıra ağlayayım… Özgürlüğümü geri istiyorum… Her şeyi derinlerime saklamaktan çok ama çok yoruldum…Sonuçta bu gün, birgünü daha nefes bile almadan geçirdim… Deniz derken, derinlik derken sonunda balık oldum… Oltaya takıldım, rakı sofrasına meze bile oldum belkide…

Kirlenmiş denizlerin diibnde, çıkartsan temiz suya koysan ölürdü belkide…

Kalp Ağrısı

işte yine başbaşayız içimin acısı
yine birlikteyiz
ver elini
sus ve ne olur incitme beni

ey kalbimin ağrısı
ver elini
çıkalım seninle soluksuz kalmadan sessizce
bu karanlık ve uğultulu ormandan

içimin acısı, kalbimin ağrısı, aşkım
işte yine başbaşayız
ver elini
sus ve ne olur incitme beni
Cezmi Ersöz


Fatal error: Call to undefined function is_active_sidebar() in /home/.mister/maviyazar/maviyazar.com/wp-content/themes/cat_and_moon_cee010/sidebar-footer.php on line 17