Archive for Şubat, 2009
İtiraf
Aşk…Adı aşk…Şekli aşk…Hacmi aşk…Dokunuyorum, yokluyorum…Elim terliyor…Çok sıcak bir şeymiş meğer…Yakıyormuş…
Kırpıştırıyorum kirpiklerimi…Bedenimde bir ürperti…Dudağımda bilmediğim bir kıpırtı..Aralanıyor niyeyse…Tutamıyorum kelimeleri…Söylüyorum…Duyuyor kulaklarım…Oda da bir yankı..Sesim çıkmış
Susturamıyorum kendimi…Bakıyorum duvarlara…Yazılar var aynı cümlenin yazıldığı…Görüyorum işte..Açılıyor gözlerim…Şaşkın şaşkın bakıyorum öylece,saatlerce…Bir tuhafım…Yüreğimde bir delilik çığlığı…Ne yapsam susturamıyorum…
İçimdeki çocuk çıkıyor yerinden…Tutuyor elimi…”Gel” diyor..”Gel,sana bir şey göstereceğim” Gidiyorum peşinden…Bir göl kenarında duruyoruz..”Sok elini suya” diyor…Eğiliyorum…Parmaklarım değiyor önce…Öylesine sıcak ki…Hoşuma gidiyor…Gülümsüyorum…Kızarıyor yüzüm niyeyse…Bu utangaçlığın anlamı ne? Dönüp bakıyorum O’ na..”Devam et!” diyor…Biraz daha eğiliyorum…Elimi bırakıyorum suyun akışına…Saçlarımın ucu değiyor..dağılıyor…..Üzerimdeki karanlık elbiseler bir bir çıkıyor bedenimden…Çıplak mıyım ne? Bakıyorum etrafıma var mı birileri?…İçimde bir telaşe..
Görüleceğim korkusuyla göle atlıyorum…
Bu nasıl bir dokunuş? Bu nasıl bir sıcaklık? Tenimin dokusunu nasıl bir yoklayış? Yumuşak…Hassas…İçten…Gezindikçe gözeneklerimde, kapıyorum gözlerimi…Sanki sanki sanki…Hani olur ya…Sanki…Sanki…Sanki…
“Evet,sanki?…” diyen çocukluğum devamını söylememi bekler gibi…Korkudan açamıyorum gözlerimi…Belki açarsam söylerim diye…
“Evet,sanki?…”
Açamıyorum gözlerimi…Daha da sıkıyorum..
“Söylesene” diyor…”Tutma kendini…”
Diyorum ki : Bu aşkın tutkulu dokunuşu gibi…Bu ateş gibi…Bu, O gibi…
“Kim gibi?”
Elimi ağzıma bastırıyorum…Öylece duruyorum…Ses yok…Soru yok…Varlık yok…
Açıyorum gözlerimi…Gülümsüyor çocukluğum…Başımı sokuyorum suyun altına…Nasıl söylediğime hayret ederek düşünüyorum…”İtiraf ettim…İtiraf…”
Çıkıyorum gölden…Ayak parmaklarıma bakıyorum…Sayıyorum…Bir - iki- dokuz on…Saskınlıktan saymayı mı unuttum yani?
Elimi tutuyor çocuğum…çekiştiriyor kolumdan…”Bana bakmanı istiyorum” diyor…
Bakıyorum…
“Ne olacağını düşünmeden söylemek cesarettir. Dünyaya meydan okumaktır…Herkese ve herşeye rağmen bütün kapıların anahtarını içinde barındırır…Kendini caresiz hissettiğinde kimseyi düşünmeden,hiç bir yargıyı önemsemeden, hiç bir korkuya maglup olmadan avazın çıktığı kadar yüreğindekileri kusma hakkını tanımalısın kendine…İçinde biriktirme ve bir insan olduğunu unutma…Güçlülük susmak değildir…Güçlülük direnmek değildir…Güçlülük kendine sahip çıkmaktır…Yalnızca kendine…Ve sen sana sahip çıkmalısın…Sahip çık ki umudun olsun..Herseye sıfırdan baslama sansın var.Herseyi terkedebilme sansın da…Ama kendini,ASLA!!!”
Bir rahatlık yayılıyor bedenime… Benden küçük ama benden cesur diyorum…Sonra avucluyorum yüzünü ve sarılıyorum…
Dudaklarımda iki kelime: Seni özlüyorum..
Not: İzinsiz yayınladım bu yazıyı. Umarım kızmaz bana. Ama öyle güzel yazmış ki dayanamadım. Affet bu sevimli suratı olur mu =) Başlığı da ben koydum umarım beğenirsin =)))
Ev, Yeniden…
Hep hayatin bir oyun, insanlarin da oyuncular oldugu söylenmiştir yıllar yılı, nedense bana daha çok hayat sanki bir kitap gibi gelmiştir, her gun bir yeni sayfasını yazdıgımız, sonra yeni başlangıçlarla yeni bölümler açtığımız bir kitap…
Adım adım geldim hayatımın bu noktasına, sahiden adım adım, hiç koşmadım, koşamadım, onumde oyle çok engel oldu ki koşmaya fırsatım olmadı. Bazen takıldım düştüm dizlerim kan içinde kaldı, ağlaya ağlaya devam ettim adım atmaya. Zordu hayatımın son bir kaç yılı sahiden, ama geçiyor mu ne? Bazen umut etmeye kokuyor insan olumsuzluklara alışınca, ama o yanılgıya düşmemek gerektiğini en iyi bilenlerden biriyim oysaki ben. Tam bitti dediğim anlarda yepyeni ışıklar yanmadımı karanlık tünelimin sonunda? İnkar edemem, hayatımdaki o kocaman değişimleri yaratan minik mucizeler yığınını inkar edemem. Elbette içimde bir dolu ukte kaldı geçen yıllardan, geri gelmeyecek, gerçekleşemeyecek hayal kırıklıklarım var elbette, keşkelerim var benim de… Ama içimde bir yer buruk da olsa gülümsüyor ya işte, bunca zaman sonra aradığım şey tam da buymuş. Başkalarında, başkalarının kalplerinde aradığım mutluluk burada benim kendi içimdeymiş. Hayallerimde saklıymış hepsi, umutlarımla büyüyüp besleniyormuş mutluluğum. Ne ardından okyanusları dolduracak kadar göz yaşı döktüğüm sevgili verebilirmiş bunu bana, ne de o en sıkışık zamanlarımda önüme konulacak bir tomar para…
Ben anladım ki bunca zaman beni en çok yıpratan şey hayallerimden vazgeçmek zorunda kalacağımı düşünmek olmuş. Beni yoran, acıtan buymuş. İstemediğim bir hayatın ortasında kendimi bulmaktan korkmuşum, oysa insan kendini tanımaz mı, bilmez mi şu zamana kadar hayatta karşıma ne çıkarsa çıksın istediğim hayatı yaşadım ben, direndim her şeye, ben buyum demedim mi? Ne yersiz bir korkuymuş, çocukluk işte…
Şimdi evimdeyim, yatağımın üstünde oturmuş yazıyorum bunları. Hayatımın kitabının bilmem kaçıncı bölümü başladı sanki, öyle hissediyorum. Karşımda belli belirsiz yollar, sislerin ardında. Apaçık belirmelerini bekliyorum, seçmek için, onlara doğru yürümek için.
İçimdeki umut, beni sakın bırakma olur mu…