Archive for Ocak, 2009

Uyurgezerken

Çocuktuk, koşardik sokaklarda, ağaçlarimiz vardi tirmandiğimiz. Parklar, dönmedolaplar, tahteravalliler ve salıncaklar… Daha çok küçükken bile, çok net hatirliyorum, yalnizligima, özgürlüğüme çok düşkündüm. Aslında sadece o yeri sevmediğim için gitmek istemediğim Walt Disney isimli kreşimsi yerin kum havuzunda karşıma çıkan küçük solucan, senden iğrenerek bahsedip, seni bahane edip ordan ayrildiğim için özür dilerim.

O yıllara rastlıyor sağlıklıyken farkında bile olmadığımız vücudumuzun çeşitli bölgelerine zarar verdiğimizde onlarin farkina variyor oluşumuz. Yine ayni yıllar kabuk tutmuş yaralarin o iç gıdıklayan duyguyla defalarca yerinden sökülüp kanatilması tekrar tekrar… Doğamızda var belli ki…

Sonra bir gun sol göğsümüzün altinda bir yer acıdı birden. O zaman fark ettik onun varliğini.  İyileştikçe kanattik o yarayi da…

O yara midir beni sabahin 6’sında yataktan kaldiranboğulacak gibi olup da? Yoksa sıradan stresler mi.. Kulaklarimda uğultular, gözlerimde yaşlar parça parça içimde bir yerler. Kelimler, cümleler kopuk kopuk. Karmakarışık. Sonunu getiremeyecek kadar karışık…

Yillar Once…

… bugun bu saatlerde yataginda yatmis sabah olsun diye bekleyen iki cocuktuk… Ellerimizde telefonlar 7 saat kaldi, 6 saat kaldi diye diye sabah olmasin bekliyorduk. Kalbimin sesi yan odaya duyulacak diye korkuyordum. Heyecen, suratimda kocaman bir gulumseme yaratan mutluluk, midemde ucan kelebekler… Sabah olsun istiyorduk cunku o sabah ilk defa biz olacaktik, gunes ilk defa ikimizin uzerine dogacakti. Elimi tutacakti hic bir bahaneye ihtiyac duymadan, gozlerime bakabilecekti kacirmadan gozlerini. İmalar olmayacakti acik acik soyleyebilecektik…

simdi hayallerini kurdugumuz sehirin iki ayri ucunda tek basimiza uyuyup tek basimiza uyanacagiz. olmadi… o ilk gun kurdugumuz hayaller gercek olmadi. yatiyorum simdi yasasaydi 6 yasina girecek olmus bir cocugun yasini tutar gibi. bir yanim hastaydi zaten fazla aci cekmedi en azindan, hayata alisim onun tadini alsaydi daha cok uzulurdu diyorken diger yanim ama o benim cocugumdu diyor, ellerimde buyuttugum, korudugum kolladigim… her olum erken olummus ya… ondan heralde…

aylar gunler sonra itiraf ediyorum kendime… ozledim evet hem de cok ozledim. bana mesajlar atan, “artik sana mecburum beni sakin birakma” diyen, ders boyu evimizin resmini cizip, tenefuste kosarak gelip bana anlatan o zipir, o eglenceli, o beni sinir ede ede kanima giren cocugu cok ozluyorum… ciksa gelse keske diyorum kafasinda sapkasi yandan takmis onu muzur bir gulumseme suratinda, uzerinde gri t-shirtu, altinda acik mavi japon yazili esortmani… gelse gulumsese bana kapida… sonra tutsa elimden o deniz manzarali odaya goturse, simsiki sarilsa bana… ve bu bir ruya olmasa, uyanmasam sonunda…

Clementine: Joely? What if you stayed this time?
Joel: I walked out the door. There’s no memory left.
Clementine: Come back and make up a good-bye at least. Let’s pretend we had one.
[Joel comes back]
Clementine: Bye Joel.
Joel: I love you…
Clementine: Meet me… in Montauk… ”

Joel: I can’t see anything that I don’t like about you.
Clementine: But you will! But you will. You know, you will think of things. And I’ll get bored with you and feel trapped because that’s what happens with me.
Joel: Okay.
Clementine: [pauses] Okay. “

Seni Sevmiyorum

seni sevmiyorum….
çünkü tüm rüyalarımı alıp, soguk kalbinin ıssız köşelerine hapsettin,
gülümsememi benden çalıp yerine kocaman gözyaşı selini bıraktın.
seni sevmiyorum…
nasıl sevebilirim ki seni?
sevimli, şirin, küçük sevgilimken, öyle çirkinsinki şimdi.
birzamanlar en pembe rüyalarımın içlerindeyken şimdi
kabuslarımın baskahramanısın…

nasıl seveyim ki seni!
sevgi sözcükleri fısıldayıp hergün kulağıma nasılda aldatmışsın beni baska baska bedenlerle…
nasıl aramışsın aşkı, heyecanı.
nasıl sebvebilirim ki seni!
sen değilmisin şimdilerde beni üzen, bir zamanlar tekbir gözyaşıma dayanamazken…
seni sevmiyorum…
çünkü sen ilk aşkım degilsin artık benim,
o kadar çok insan varki doldurabilecek yerini şimdilerde…
nasıl seveyim ki seni!
sen degilmisin o kadar büyükken sana olan sıcacık aşkım,
alıp uzak diyarlara gönderen…
seni sevmiyorum…
çünkü sensin içimdeki sonsuz aşkını soğutan, küllendiren, içimde varolan bir seni öldüren…
ama ben seni herseye ragmen çok ama çok seviyorum!

Desdimona

Dayanmak Zormuş Meğer…

“…

Sabah erkenden uyandım. İlk servise atladığım gibi İstanbul’a gittim. Ordan bir kaç vesayet daha değiştirip 2-2,5 saat sonra oraya vardığımda saat 8 buçuğa geliyordu. Arasam açmayabilirdi, camına taş atsam uyuyorsa hayatta uyanmaz diye geçirdim içimden. Sinirli bir gülümseme belirdi yüzümde, ya da hüzünlü de olabilir. Ne çok kavga etmiştik bu uyuyakalmaları yüzünden… En iyisi görevliden rica etmekti. Hava soğuk ve yağmurlu. Daha şimdiden sokağa atılmış ıslak kedilere dönmüşüm. Ürkek adımlarla merdiveni çıktım, daha afyonu patlamamış ve bana “Bu saatte burda ne işin var?” der gibi soran gözlerle bakan görevliye doğru bir adım attım. Etrafıma baktım çabucak. Acaba buraya kadar girmem yasak mı diye. Görevli ayaklanıp yanıma geldi. Önce yutkundum, sonra da olabildiğince sevimli bir ses tonuyla:

Read the rest of this entry »

YENİx(Yıl+Hayat+Ben)

Çok mühandisvari bir başlık oldu sanırım. Yeni parantezine alınmış yıl, hayat ve ben… 2009 beni çok korkutuyor desem yeridir…

Aslında an itibari ile biraz mutlu, hafif huzurlu, çaktırmadan da stresliyim. Ama öğle uykusundan uyanmış, yatağının içine bağdaş kurup oturmuş, sütlü cici bebesini yemiş biri olarak mutluyum. Olan biteni, olacakları, olamayacakları, işte bilimum olasılıkları düşündükçe de stresli oluyorum.

İçimde nicedir taşınmaya yüz tutmuş bir oda vardı, ruhumun büyük bir çoğunluğunu kaplıyor gibiydi. Eşyalar darmadağınık, oda toz içinde. kimi eşyalar kutulanmış oraya buraya yığılmış kimi de bir kavganın, bir fırtınanın izlerini taşır gibi etrafa saçılmış, kırılıp parçalanmıştı. Camları da kırılmıştı bu odanın, içeri soğuk hava giriyordu. Öyle ki bütün ruhumu üşütmüş, hasta etmişti o sağuk hava. Yeni yılla beraber sonunda bir karar verdim o odayla ilgili. O oda toplanacak, temizlenecek, onarılacak ve ona iyi bakacak birini bulunca kiraya verilecek. Önce kırık camları onardım ki daha fazla hasta olmayayım.  Şimdi yavaş yavaş yerlere saçılmış izleri topluyorum, bir elimde naylon çöp poşeti… Sonra eşyaları toplayıp, kutulayıp kaldıracağım… Biliyorum yaşlar süzülecek gözümden, belki çok ağlayacağım. Sonra o odanın bomboş, sessiz hali çok acıtacak canımı ama… Ama ruhumun içinde böylesi bir kasırganın izlerini taşımayacağım daha fazla. Kırık camlar olmayacak soğuk havayı içime sızdıran. Bir parça da umudum olacak artık… O oda öylesine dağılmışken gelip de bunu kim yaptıysa toplasın artık diye hiç gelmeyeni beklemek yerine, tertemiz, derli toplu, camları onarılmış hatta belki de duvarları boyanmış bu odaya, kıymet bilecek birinin taşınması umudu ile devam edebileceğim yaşamaya. Ve istiyorum ki taşınıp giden de kendine öylesine temiz, yepyeni, huzurlu bir yuva bulsun… Evsiz kediler gibi yaşamasın sokaklarda. O oda nasılki bir zamanlar içinde sıcacık sobanın yandığı, kucakta kedinin uyutulduğu bir odaysa yine öylesini bulsun… Tanrı, hayat, bizden güçlü olan her ne varsa ikimize de yardımcı olsun…

Goodbye my love goodbye…


Fatal error: Call to undefined function is_active_sidebar() in /home/.mister/maviyazar/maviyazar.com/wp-content/themes/cat_and_moon_cee010/sidebar-footer.php on line 17