Archive for Aralık, 2008
Çocuksun sen
sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna
tenhaydı düşlerim, geceydi, çıkıp geldim işte
su ve ateş bir de gülünç yalnızlığım var sana
getirebildiğim, kokularını yitirmişti çünkü güller
suyu dinle ateşi yak özledim demek bu
parasız yatılı hüzünlerden ne kalır geriye
biraz tamil biraz türküz ayıptır söylemesi
intiharsa günahtır külliyen yasak bilirsin
pısırık bir ihtilal gibi getirdim sana bunları
bir de belleğim, başıma bela hazin ve komik üstelik
hatırla eskiyen meydan saatini, çocukluğundur
tayyare pulları getirdim sana evden kaçışlarımı
istersen yok say bunları tespih de yapabilirsin
beni vur saatin altında seni seviyorumdur bu
şiir yazan bir adamın fotoğrafı var yanımda
kendini ölümlü sanıyor onu getirdim ganimettir
büyüdü büyülenerek, taşlayarak kovdu kabilesi onu
suyun öte yakasında yaşadı, sisyphos dediler adına
sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna
ayna pusluydu bunca yıl nice sır taşımaktan
kırılmanın sesini duydum ve onu getirdim sana
unutulmaya geldim işte onarılmaya değil
kov beni kabilenden ama bekliyorum demek bu
Ahmet telli
Ölü Sirenler
gerçekte duymadığım sesler bitti
öğleye doğru bir gökgürültüsü yalnız
karıştırdı ortalığı bir süre
gök akıttı bir parça yağmurunu
ve deniz kuşları umutsuz
arıyorken kokularını gölgelerinde
sıyırdı bir iki bulutu güneş de
yığılıp kaldı yorgun
denizin gözbebekleri üstünde.
bir uyum muydu durgunluk, fırtınayı
gökgürültüsünü de barındıran içinde
duyuyorum o tanıdık sesi yeniden
tiz bir çıngırağı andıran
benzeyen zil sesine de
daha önce unutmuşum gibi denizde
yankılanıp durdu ara vermeden.
hangi dili öğreniyordum? mutluluk
iki tek ağustosu çarpıştıran
sızdıran kanını bu yaz gününe
yaşayan bir mutluluk? ve işte
kaç yerinden kesilmiş ki ellerim
bekletip durdu da acısını bunca yıl
şimdi bir gülümseme gibi sindi yüzüme.
görmüşüm daha önce de bir lidya kralının boynunda
bilmekti yazgısını ölümünü, gene de
yıllarca beklemişti kendini
yeşimden sapı olan bir kılıçla
bense ne içimi yakan rüzgarı
ne denizdeki yangını, ne gökgürültüsünü
duymuş gibi olduğum sesleri de değil
yaşamın gövdesini arıyordum yalnızca
bir çürük dişle alnımdaki
iki üç kırışığı yedeğine takmış da.
özledim ilkelliğimi dalgalarında
buldum savaşı bitmez derinliklerini
karıştırdıkça bir kargının ucuyla
gördüm, bekliyordu kendini de o da
germiş de al kıskacını lidya kıralı gibi
o turuncu ruh, değişken
izledim onda ilk oluşumu sanki
hafifçe kesilmiş gibi oldu dudağım bir yerinden.
işledim payıma düşen her görüntüyü
kamaştı gözlerim kıyıya varınca
rüzgarın itişiyle kumlarda
durmadan yer değiştiren
sayısız siren iskeleti
çın çın ötüyordu sessizlik kaburgalarında
dedim, besbelli başıboş bırakmışlar da korkuyu
tarihin onlara bağışladığı
bu garip raslantıdan
doğma bir rahatlıkla parıldıyorlar şimdi
kemikleri som altından.
sığındım çatısına bu yok olmuş şehrin.
şehir ki herkesin bir şehir düşündüğü gibiydi
tanrım! tunç bir kapı kilidi
bronz bir sokak
kumlar içindeydi. ve bu çakıl taşı
kimbilir kimin külrengi kalbi
tanrım!
neden herkes başka tarafa bakıyor
neden herkes başka biriydi.
yıkıntılardan geçtim, eski mezarlardan
şimdi artık bir anımsamada yeri olmayan
arı kümeleri taşların arasında
ve yukarıda kuşlar yanmış kağıt parçaları gibi
uçuşuyordu da
ağır ağır yanıyordu da şehir
yanmayan kadınlar gördüm
nasıl görünürse dünya gözyaşının altından
tam öyle, dönüp duruyorlardı bu cehennem oyununda
ve büyümeyen adamlar gördüm, hiç şaşırmadım.
konuşuyorlardı sırayla, ilgisiz
ağaçlara asılmışlardı bir yandan da
bir kapı kirişine asılmışlardı ve ufka
ölüm müydü konuştukları? ölümdü anlaşılan
silince bir aynayı çıkıveren karşılarına
bir ölümdü ki, işte bir muska asılı dururdu duvarda
bir büyü gösterilirdi
bir kuyu sezdirilirdi
hiç yoktan bir zincir boşalırdı avluda.
akşam geri verince bana gözlerimi
şehir de kayboldu, denizin durgunluğu da
bir anka kuşu yeniden karıyorken küllerini
bir kaya oyuğu kendini alıştırıyorken boşluğa
dedim, deniz de bendim, düşleyen de denizi
ve sabah olur olmaz üstünde derinliğimin
bir gülümseme gibi bulacağım kendimi.
Edip Cansever
Nefes Alamıyorum
Bogulacak gibi hissediyorum simdi. Birsuru insana soylemek istedigim ama soylemedigim o kadar cok sey va rki, etrafimda bu aralar beni rahatsiz eden o kadar cok sey var ki. Hepsini yok saymaktan, susmaktan patlamak uzereyim. Giderek biriken ve uzerime yıgılan sorumluluklarimin agirligindan nefes alamiyorum artık. Sahiden duvarlarin uzerime dogru geldigini goruyorum. Tek ihtiyacim konusmak, sarilmak, aglamak. Nefes almak istiyorum. Buraya yazmak bile fayda etmiyor. Aslinda tek bir sey istiyorum. Onu da istedgimi kendime bile itiraf edemiyorum.
Cok bunaldım…
Yeni Yaşıma
Bir yılım, bir yaşım daha geride kaldı. Tam tamına 22 yaşındayım artık. Tuhaf bir ruh hali içinde sayılırım aslında. Bu sene dogum gunumu 7 gun 7 gece kutlamış gibi olduk aslında =) Kutlamalar Cumartesi başladı dun geceye kadar devam etti. Ama öyle sanıyorum ki, lütfen okuyanlar affetsinler beni, hiç biri annemin bugun tam 3 te arayıp da “Özellikle bu saati bekledim. Tam böyle bir günde böyle bir havada ve yine çarşamba günü doğmuştun. Seninle gurur duyuyorum kızım iyi ki varsın” demesinin yerini tutmadı. Benim için duyabilecegim en güzel şey bunlardı ve annem de babam da arayıp bunları söylediler bana.
Doğum günü kutlamalarına gelince Cumartesi günü aslında biraz kötü başladı. Öncelikle buraya da linkini koydugum mekanın kapanmış oldugunu cuma gecesi öğrendim. Sonra arayışa girdik ve sonunda Flavio diye bir yer buldu kötü kurt. Hemen rezervasyon yaptırdım 10 kişilik. Sonra kişiler azaldı azaldı 5′e düştü. Biraz canım sıkıldı bu duruma. Ama diğer taraftan da oluşan grup gayet güzeldi. Duygu, Ayşegül, Gülşah, Cihan ve ben. Zavalla kötü kurt ne acılar çekerek geldi taksime. 5′te yola çıktı 8 buçukta varabildi =)
Mekana ilk ben ve Ayşegül gittik. Çok güzel bi mekandı. Kucuk, loj ışıklandırmalı (ışıklandırma bakımından Leb-i Derya’ya benziyordu) güzel müzikleri ve çok sevimli garsonları olan bir mekan =) Aslında hem tarif etmek anlatmak övmek istiyorum, öbür taraftan da kimse bilmesin saklı kalsın herkes gitmesin istiyorum =) Ama eninde sonunda keşvedilecek. Tünele doğru giderken Rus konsolosluğunun hemen karşı sokağunda bir yer. Yemekler çok güzel, fiyatlar gayet uygun atmosfer, hizmet her şey şahane. Hatta öyle ki doğum günüm olduğunu öğrenen garson istediğimiz bir dilim tiramisunun üzerine bir tane mum koyup, yakıp getirecek kadar samimi ve sıcaktı =) Biz 4 kız bütün kızlar toplandık mdunda 6 bucuktan 8 buçuğa kadar yemek yedik tatlı yedik kahve içtik fal bile baktık =) Cihan gelip yemeğini yeyip kalkana kadar biz orda yıllandık bir nevi =) Sonra Fıransız sokağına gittik tesadüfen bir yere girdik canlı müzik dinlemek için. Gece 1 bucğa kadar ordaydık ve inanılmaz eğlendik. Unutulmaz anılarımız oldu hatta =) Yan masadaki abuk çift, duyusal terminatör Feridun, şarkı söyleyen şahıs Özgür’ün bizimkilerin ayarlaması üzerine bana iyi ki doğdun şarkısı söylemesi, hatta bana armagan ettigi kendi şarkısının sözlerinin “söyleyemedik birbirimize sevdiğimizi, gel artık, benim sevgim sana da bana da yeter” gibi bir şey olması! Duygusal terminatör Feridun’un önce bana uzakten sihirbazlık gösterisi yapıp sonra da kartını vermesi! Her şey acaip komik ve eğlenceliydi. Hiç beklemeden, planlamadan tam da istediğim gibi bir gece geçirdim. Yapımda emeği geçen yanımda olan herkesi kocaman öpüyorum!!! Hediyelerim de çok güseldi ayrıca =)
Sonra pazartesi günü ders çıkışı atladık arabaya, aile boyu (iso, kuzu ve ben ) sinemaya gittik. Madagascar 2′yi izledik! Muhteşemdi, harikaydı, çok komikti!!! Kesinlikle animasyon seven herkese tavsiye ediyorum. Bu arada geçen hafta perşembe de Osmanlı Cumhuriyeti’ni izledim. Onu da gayet beğendim, salya sümük ağladım ve kesinlikle tavisye ediyorum. Evet, belki bilmediğimiz, düşünemediğimiz bir şeyden bahsetmiyor, adam nasıl akıl etmiş dedirtmiyor ama, çok güzel yüzümüze vuruyor ne olurdu kısmını ve inceden incede bir şey olmazdı diyenlere dokunduruyor.
Neyse pazartesi sinema dönüşü bir de odada nargile keyfi yaptık. Salı günü de ktılamayn diğer grupla Saklı Keyif’de bir kutlama oldu. =) Yemek yedik, batak oynadık ve şimdiye kada riçtiğim en manyak nargileyi içtim!!! Ben böyle yoğun, kafa yapan ve tadı güzel olan nargile hiç içmemiştim!!! Öyle ki kuzu ve ben kalkmak istemedik, nargileden ayrılamadık resmen =)
Sonra odaya geldik ben yatmış dizi izliodum, saat 2 buçuk civarı isoların odaya çağrıldım. =) Masada iki dilim tiramisu, bir tane de çilekli cheesecake, aralarında kocaman mumlar ve bilgisayarda accaip bi iyi ki dogdun müziği =))) Üzerine bir buçuk saat Cem Yılmaz’ın ilk gösterileriyle nostalji ve uykuu. E bu kadar şey yapınca aıl doğum günüm de ders, bilgisayarda dizi, uyku, yemek, çamaşır bunlarla geçti işte =) Ama güzeldi herşey, çok güzeldi…
Sitemdeki küçük, minik değişiklik de öyle… Şaşırdım, beklentilerim başkaydı, daha reeldi, ama artık biliyorsun düşüncelerimi… Teşekkür etme fırsatım olmadı ama düşündüğün için teşekkür ederim…Belki hiç gelmeyecek onlar yan yana, ama istediğini bilmek güzel. Ben her şeyi göze aldım sen sadece ne istediğinden emin ol yeter…
Şimdi de çamaşır yıkama ve eşya toplama telaşındayım. Yarın eve gidiyorum. Cuma annemler mersine, cumartesi de ben izmire gidiyorum. Sonunda izmiri de görmüş olucam =) u arada bir dogumg unu kutlaması da orda bekliyo beni =))) Allahım bu sosyallik, bu yogun aktivite insanın son doneminde en olmaması gereken donemde olmaz ki ya =) Tezleri, ödevleri, projeleri hiç sormayın, çok fena… Bazen galiba bitiremicem okulu diyorum ama… Yok yok aklıma getirmemliyim böyle şeyler…
Yeni yaşımın, ilk günü ve ilk saatinden herkese merhaba!!!
İyi ki doğdum =)))