Archive for Kasım, 2008
Kurbanlık Koyun Psikolojisi
Düşünün ki bir sürüye dahilsiniz, malum kurban bayramı yaklaşıyor ve belli ki sürüdeki bütün koyunlar satılacak. Sonları da malum kesilecekler. Onların düşünebildiklerini, hissedebildiklerin varsaysak, ölümlerini beklemek, her gelene bakmak, kimi seçecek demek ne kadar büyük bir eziyet olurdu öyle değil mi? Şimdi ben size bunu bize yaşatan okuldaki nev-i şahsına münhasır hocanın tekinin ta kendisi desem!!!
Evet. Yaklaşık 50 kişilik bir sınıfa bu eziyeti bir ay süre ile yaşatacak olan şahıs Tankut Atan efendim. Kendisi OR Applications isimli, Endüstri Mühendisliği’nin en baba dersini verme şerefine nail olmuştur senelerdir. Hayatımda ilk ve tek F aldığım hocadır (Bknz. Engineering Economy), ayrıca son sınıf dersi olan bu ders sadece her sene ilk dönem açılmaktadır bu sebeple bu dersi geçememek demek, okulun bir sene uzaması ile aynı anlamdadır. Efendim? F hakkı falan mı dediniz? Bu dersin sınavları o kadar zor ki, düşünceli hocamız final ve midtermlerin toplam yüzdesini 20 yaptı. Gerisi sunum ve projeler. Düşünün ki F hakkında bunu sırf sınav sorularıyla geçmeye çalışıyorsunuz, mümkün değil böyle bir şey.
Neyse gelelim sunum konusuna. Kendisi bize bundan bir kaç hafa önce bir adet makale seçmemizi söyledi. Bu makale linear programming içermeli dedi. Seçtik efendim makalelerimizi paşa paşa. Bu makaleyi sunacaksınız dedi bir de programlama kısmını VBA kullanarak dönem sonuna proje olarak hazırlayacaksınız dedi. Ona da eyvallah dedik. Sunum yaparım ben, benim için mesele değil. Ama adam eğlencesini bulmuş, oturmuş kendine randomly selection yapan bir program yazmış, haftanın 3 günü olan derse geliyor, tuşa basıyor ve rastgele 4 öğrenci seçiyor. O çıkan öğrenciler sunumu kalkıp yapıyorlar. Eğer o anda sınıfta değillerse, bir dakika sonra sınıfta olsalar bile fayda etmiyor alıyor sıfırı! Bu gün açılışını yaptığımız vak’a-yi hayriye böyle 12 hafta sürecek. Kendisinin saahki eğlencesi izlenmeye değerdi. Kapıda resmen geri saydı, son bir dakika son bilmem kaç saniye diye. Kapıyı kapattı, artık bitti bundan sonra gelenler sunum yapamıcak dedi. Sırıtarak bilgisayarın başına geçti ve bugünün kurbanlarını seçti. Neyseki açılışı yapan talihsizlerden olmadım. Bana ne zaman denk gelir allah bilir. İzlemek ve soru sormak da zorunlu ayrıca.
Aslında buraya kadar benim çok büyük problemim yoktu kendisiyle, ama bugun sunumumla ilgili bir kaç soru sorarken bana hayatımda hiç sunum yapmamış, tırsak adam muamelesi yapmıcaktı!!!! Bana öyle tepeden bakmayacaktı! Hele ki sunum konusunda! Acaip sinirlendim, deliler gibi çalıştım sunuma. Süre bile tuttum. Kendimi geliştirdim. Sevgili hocamıza da güzel bir kapak hazırladım. Hı şöyle bir nokta var, kendisi çok isterse, bir soru kasar makaleyle ilgili o da bana güzel kapaklar yapar o ayrı ama o da onun ayıbı olsun varsın =)
İşte şimdi gecenin bu saatinde hala sunuma çalışlıyorum. Yarın yine çekiliş var. Bakalım talihli ben olacak mıyım?
Beni bekleyen o kadar çok proje, makale, program var ki kendilerine bakıp bakıp kaçıyorum son bir kaç haftadır. Resmen gözüm korkuyor. Bir de sona bu kadar yaklaşmış olmak beni çok ürkütüyor. Düşünüyorum da Ocak bittiginde, finaller ve bitirme tezi sunumu atlatıldığında ben bu yurt odasından temelli taşınacağım! İnanamıyorum sahiden! Çok tuhaf. Hayatı yurtta geçmiş ve yurt ortamını hep çok sevmiş biri olarak benim için çok tuhaf. Kriz, iş bulma vs… Onlardan bahsetmiyorum bile. İçim kararıyor, sıkışıyor, endişeleniyorum. Tek istedigim sevdigim, sevebilecegim bir iş bulabilmek. Hayattan beklentilerim artmaya başladıkça hayal kırıklığına uğramaktan korkuyorum. Ama bu korkuların sonu yok anladım. Hatta bilyorum zaman zaman hayal kırıklıklarım da olacaktır, ama zaten hayat böyle değil mi? Sonunda gerçek mutluluğa ulaşmak varsa, küçük hayal kırıklıkları göze alınmalı, riske girilmeli.
Biliyorum hayat çok daha yorucu ama, sanıyorum ki biraz nefes alabilirim çalışmaya başladıktan sonra. Öyle yorgunum ki… Aslında dinlenmeye de çok ihtiyacım var çalışmaya başlamadan önce. Bilmiyorum… Şu an tek ihtiyacım, tek eksiğim, önümü göremediğim ve korktuğum zamanlarda kaçıp saklanabileceğim sıcak bir kucak, beni saracak bir çift kol, saçımı okşayıp bana bütün sorunlarımı, büyümüşlüğümü unutturabilecek bir çift göz… Yanında yavru kedi olabileceğim, daha da çocuk olaileceğim bir sığınağa çok ihtiyacım var. Bazen kim olduğumu nerede olduğumu, neler yapmak zorunda olduğumu bir sureliğine unutmak ve rahatlamak istiyorum… Hayat biraz da böyle bir şey mi acaba? Bir yanı insanın hep böyle eksik mi kalıyor, hayatı düzene girmiyor mu hiç? Fazla mı sabırsızım yoksa? Huzur ve mutluluk için biraz daha mı vakte ihtiyacım var? Bilmiyorum, bilemiyorum…
İyi sabahlar İstanbul, ben bu gece hayatı sorguluyorum…
Günaydın!!!
Evet belki saat ogleden sonra üçe geliyor olabilir ama ben yine de günaydın demek istiyorum! Hiç bir şey insanı bir pazar sabahı uyanıp temizligini yapıp, banyosunu yaptıktan sonra havlusuyla saçından şapır şapır su damlıyoken, tertemiz odasında oturmanın yerini tutamaz! Tabi bir de buna ek olarak güzel bir müzik, bir bardak sabah kahvesini de unutmamalıyım. Güne güzel başlamanın getirdiği pozitif enerji ile içimden birşeyler yazmak geldi.
Mesela dün başıma gelen trajikomik olayı anlatabilirim. =) Spor salonunda görevliydim. Ben giderken hafif bulutlu, bol rüzgarlıydı hava. Çıkmama bir saat kala da resmen gök delindi! Yani ciddi söylüyorum yukardan biri tazyikli su fışkırtıyo gibiydi. Damlalar yerden bile sekiyordu. Benimse üzerimde bir adet t-shirt, ustunde kapsonlu bi sweatshirt, altımda da süper delikli esortman altım var! buna ek olarak bir adet de laptop elimde! Spor salonu ile odam arasındaki mesafeyi dusununce gözlerim doldu o an. =) Bir süre direndim ama yagmur dinecek gibi degil belliki. Laptopu çöp posetlerine sarıp, kendimi attım dışarı! O nası bir yagmur, o nasıl bir rüzgar!!!! Dakikada sırılsıklam oldum zaten! 10 dakika sonra odaya geldigimde “Donuna kadar ıslanmak” ne demek çok iyi biliyordum. =) İlk iş laptopu çıkarmak oldu. Sağlığı gayet yerindeydi. Laptop cantası ve çöp poşetleri iyi iş çıkartmışlar. =) Korkma yani kötü kurtcum =) Neyse sonra kendime baktım ayaklar falan ayakkabının içine dolan suda yüzüyor zaten ama üstümdeki kapsonlu sey gayet iyi iş çıkarmış. Hemen soyunup bornoza sarındım. Isınmam biraz zaman aldı ama çok güldüm halime sonra =)
Bir de o fırtına esnasında Karaköy iskelesi batmış. Çok üzüldüm! Gerçekten! Benim o iskelenin kıyısında çok anım vardı… Sonra nedense eski şeyler zamana yenilince benim canımı acıtıyor. Bu da üzücü bir detay.
Geçen perşembe Duygu ve arkadas tayfası ile kanyon’a gittik. Son Buluşma’yı izledik. Film olarak başarılı bir film degildi. İzlenmeyecek gibi de degildi. Ama hani sinemada izlemenin ayrıcalık yaratacagı türden bir yapım degil. Dolayısıyla çok merak edenlere dvd’yi beklemelerini öneriyorum. Ama orda bir Ömer Dede vardı ki efsane! Yani bu yıllarda yaşasaymış çok rahat şovmen falan olurmuş. Allah hepsine rahmet eylesin. Umarım gittigi yerde de burdaki kadar egleniyodur Ömer Dede. =)
İşte günün son haberi. Deniz’in bu sene ilkini yapacagı geleneksel dogum günü yeri belli oldu! Tavola Ristorante Italiano! Beyoğlu’nda bulunan yer gayet hoş bir mekan. Adres ve menü ile ilgili bilgiler için tıklayın . 29 Kasım Cumartesi günü toplaşıyoruz. Saati tam belli olmamakla beraber 7-8 civarı diye düşünüyorum. Mekan küçük oldugundan geleceklerin önceden haber vermesi, rezervasyon yaptırılması daha hayırlı olabilir diye de düşünüyorum bunun yanı sıra. Herkesi bekliyorum. Sonrasında da yapılcak birşeyler ama daha karar veremedik. Bakalım artık rüzgar nerden eserse. =) Tutti a tavola! (Herkes masaya!) Mekanın mottosuymuş. Çok sevimli =)
Kahve keyfinin sonlarına gelirken günün sıkıcı yarısına dogru kendimi bırakıyorum. Ama yine, yeniden, güzel bir pazar gününe Günaydın İstanbul!!!!
Nargile Keyfi
Uzun zamandı nargile içmemiştim. Şimdi içince kafam güzel oldu desem yeridir. Ayrıca ilk nargile içtigim zaman geldi aklıma. Kadıkoy Dem Cafe’de. Yarın burs evrakları için sabahın korunde Kadıkoye gidicem belki yine ugrarım eski gunlerin hatrına. Aslında sahilde oturmak gibi planım da var ama yarın hava yagıslı olacakmıs bakalım kısmet artık. Ders çalışmam lazım simdi. Ama yarım kalan nargile keyfim yuzunden huzunluyum. Ayrıca bi hayal kırıklıgım da var ama neiiisseee =)
Hatıralar =)
Bu hafta sonu hatıralar geçidi gibiydi. Ama bu kez baya eskilere, artık yavaş yavaş silinmeye başlayan ilk okul anılarıma gittim. Cumartesi günü avcılardaki kuzenimin evine gittim. Küçük bir oglu var Anıl. Kendisi çok tatlı bir velet olup beni ilk gordugunden beri de “Bebek” diyen sevimli bir yaratıktır. Şimdi anasınıfına gidiyor. Hafta sonu ogretmeni odev vermiş. Bir sayfa 1, 2, ve 3 yazacakmış. Sonra da yarım sayfa 4 lere başlayacakmış. Defteri elime bir aldım bakmak için, satır başlarında kırmızı pilot kalemle ögretmeninin yazdıgı sayılar sonrasında da bizim bıdıkın yazdıkları. Ama yarısından cogu oyle kotu yazılmıs ki sayıları tanımaya bin sahit ister =) Simdi ben gelince iyice savsakladı odevini. Annesi kızıp siliyor. O yine acele acele çirkin yazıyor. O siliyor, oburu yine aynı sekil yazıyor. Oyle komiktiler ki. Ne sabır isteyen bir işmiş o. Ben de annemin bana yaptıklarını hatırlıyorum hayal meyal. Basında oturmak istemiorum diye kalkmak icin bin bahane uydururdum. En sonunda annem sinirlenip gelir defterimi yırtardı =) Bir de ilkokul ogretmenim sınıfta kalem tutamayan bir cocugun eline naylon iple kalemi baglardı. Ben bunları dusunurken ogleden sonra kısa bir sureligine istanbulda olan ilk okul ogretmenimle bulusunca bildigin cocukluk yıllarıma gittim. Beraber yemek yedik, sohpet ettik. Güzeldi, komikti, ogretmenime hala hocam diyememek, ona hala ogretmenim diye hitap etmek de tuhaftı =) Ama olmuyor ya, o benim ogretmenim hocam degilki =)
Hafta sonu yine çok hızlı geçti. Yaklaşan sınavlar ve hiç bitmeyen projeler bunun yanı sıra bitirme tezi… Aslında acaip stres yapmış durumdayım ama çaktırmıyorum kendime bile. Evetevet yapabilirim, sakin kalııp hepsini halledebilirim. Şimdi artık çalışmaya başlamalıyım…
Hadi siz de ilk okul halinizi gözünüzde canlandırıp kocaman bir gulumsemeyle işlerinize donun bakalım =)
I think…
I’m folling in love again…
ADANALI
Evet evet adanalı =)))