Archive for Ekim, 2008

Yılbaşı Sendromu!

Evet dogru okudunuz. Daha şimdiden yılbaşı sendromuna girdim. Arada dogum gunum falan var ama hayır yılbaşı farklı. Yılbaşında yalnız olmak da oyle. Hele ki çiftlerin çoğunlukta olduğu anılarla dolu bir evde yılbaşı çok daha farklı. Yeni yıla girdiginizde herkes birbirine sarılır, klasiktir çiftler öpüşür… Siz de oylece bakınır sonra arkadaslarınıza sarılmak için sıranızı beklersiniz. Ama esas bir konu var ki asıl sendrom haline getiren bu: Yalnız uyuyacak olmak ve o evin çok soğuk olması!

Son bir kac saattir içimde inanılmaz bir enerji var. Sabahın aksine kendimi zinde hissediyorum. Sanki zihnimdeki bulutlar dağılmış gibi. Belkide diyorum bu kez mutlu rolunu oynamam gerekmez. Belki sahiden boyle mutlu olabilirim. Mutlu olmak için ihtiyacım olan bu belkide. Henüz bilmiyorum. Bugünü “time off” aldım kendim için. Yüzüm şişene kadar, yanaklarım ve burnum kızarana kadar, gözlerim minnacık kalana kadar agladım. Hatta daha fazla yaş akmaz dedigim zamanlarda bile akmaya devam ettiler çok sasırdım. Ama agladım işte. Boşalttım içimi. Pijamalarımla oturdum, dizi izledim ardarda, yataktan cıkmadım, perdeleri aömadım, sütlü cici bebe, mozaik kek gibi seyler tukettim… Sanırım iyi geldi. Dedim ya iyi hissediyorum kendimi. Ama bu yılbası planı sahiden canımı cok sıktı. Sevgili Büyük Kötü Kurt bana 1.90 boyunda sarışın bir escort tutmayı önerdi ama tabiki böyle bir durum söz konusu olamaz =) Hatta sarışın ve 1.90 boyunda! Asla!

Bu arada yaptıgımız bir baska plan da geleneksel dogum gunu yemekleri oldu. Bundan sonra gurubumuzdan her birimiz dunya mutfagından bir tane sececek ve bu mutfaktan bir restoran belirleyecek İstanbul’da. Her sene saati değişken olmakla beraber dogum gunlerimizde o restorada bulusucaz. Simdiye kadar belli olanlar; ben deniz italyan mutfagı, kuzu meksika, iso chineese, büyük kötü kurt moğol, berk de ispanyol mutfagını secti. Daha belli olmayanlar da var. =) Burdan başvuru alabiliriz. =) 29 Ekimde geleneksel 2. chnieese yemegimizi yiyecegiz. Hayal ederken o kadar kaptırdık ki, ilerde cocuklarımız olurmus, onlar yanımızda zıp zıp zıplarken yine bulusurmusuz falan bile dedik. =)

Kötü Kurt’un getirdigi güzel kenya filtre kahvesinin ardından, ayıcıklar ve kuzu ile yaptıgı showu da izledikten sonra artık çevirilerime geri donmeliyim. Bu gece uyumayacagım buyuk ihtimalle =) Hadi bakalım. İyi sabahlar İstanbul!

Ve Perde…

Bir sabah uyanırsınız ve hayatınızın son 6 yılını bir hic ugruna heba ettiginizi fark edersiniz. Artık cok gec mi demelidir bundan sonra yoksa hayata yeniden dogdum mu? Artık hayatımda hersey iyi gidiyormus gibi davranmaktan cok yoruldum. Yeni baslangıclar, ah evet bugun benim yeni hayatımın ilk gunu sacmalıklarından cok sıkıldım. Surekli sıfırlamaktan bıktım artık! Bunu bana defalarca yapan insan gorunumlu canlıdan da bıktım! Simdi yine bir sey yokmus gibi davran, gulumse, mutlu olmaya calıs, yine hayatının tumunu tek basına yasa, tek basına gul,tek basına agla…

Aynı döngüden o kadar sıkıldım ve yoruldum ki…Lutfen artık cıkmak istiorum bu donguden. Gitmek istiorum, kacmak istiorum bir seyler yapmak istiyorum… Perdelerim kapalı, kapım kitli bugun. Yokum…Sahiden yokum…Burda yokum, onda yokum.Oldugum bir yer yok su anda. Yalnızlıgımı, hayal kırıklıgımı paylasıyorum bugun.Ve yarın tabiki.. Yeni bir gun..Yeni bir sabah ve sil baştan… Okul, dersler, projeler ve hayat….

Uzaktan Erişim Engellendi

Artık her sey ne kadar kolay degil mi? Internet, telefon vb. teknolojik cihazlar uzerinden iletisim kurmak, orada hayatlar yasamak, orada kavga etmek, orada barısmak. Istemiyorum bunların hiçbirini… Gercek olsun istiyorum dunya, yine eskisi gibi. Sohpetler chat odalarında, msn gruplarında degil evlerde, kafelerde, parklarda yuz yuze yapılsın. Gorsun insanlar birbirlerinin yuzlerini. Dokunsunlar, seslerini duysunlar, vurgularını, anlatıs tarzlarını butun detayları fark edebilsinler. Cıkın 17-19 vs”" ekranlardan, dısarıya cıkın. Bugun yurttan cıkarken sunu bile duydum, bütün gün yagan yagmuru bile fark etmemiş arkadas karnı acıkınca magarasından cıkmıs ve yanındakine soyle dedi “Yagmur mu yagmıs lan bugun?”. O tespiti yapabilmesi bile ne kadar onemli degil mi?(!)

Boyle insanları sevmek, onlarla ilişki yurutmek de cok zor oluyor. Kendilerini odaya kapatmıs, sanal bir dunya yaratmıs ve onun itaatinde egolarının tatminini bulmus insanlar…Boyle birini sevmek ise daha ızdıraplı. Aylarca tek tartısma sebebi “Seni goremiyorum, sana dokunamıyorum, seni yanımda gormeye ihtiyacım var. Beni sevdigini, beni özledigini hayal etmeye, var saymaya degil, sahiden gormeye, ihtiyacım var.” olmusken, yine siddetli bir tartısma sonucu telefonlar bir daha acılmayacagı soylenerek kapatılmısken (evet telefonda yine..) istedigim, bekledigim son sey TELEFONDA  aglamaklı bir sesle “Seni çok özledim.” cümlesiydi. Oysa istedigi zaman herkesten cok daha iyi kullanabildigi o lanet internetle istedigi an bana ulasabilir, yanıma gelebilir ya da hayatımın hiç beklemedigim bir anında karsıma cıkabilirdi.  Belki o zaman yuzune bakınca sahiden beni ozleyip ozlemedigini gorebilirdim,  belki dusunmeden sarılırdım boynuna.  Ama yapmadı, yapmayacak da ve bu kez basit bir telefon konusması unutturmaya yetmeyecek yoklugunun ne kadar keskin oldugunu, ya da bundan sonra olacagına beni inandıramayacak. Oysa beni o kadar iyi tanıyor ve beni mutlu edecek seyleri ne kadar iyi biliyor olmalı…

Önceden okudugum bir kitabı okuyorum yine. Cezmi Ersöz- Yine SEninle Geldi Hayat. Hayatta tesadüflerin nedenleri olduguna inanan biri olarak bu kitabında rafıma soyle goz gezdirirken elime gecmesi ve yeniden okumaya baslamamın tesaduf olmadıgını goruyorum. Okudugum her satırda, cumle aralarında kendimi, duygularımı buluyorum. Kendimi tanıyorum, anlıyorum ve özlüyorum… Onun degimiyle “kalbinde ask isareti ile doganlar”dan biriyim belki ben de. Karsılık beklemeden sevmekten yorulup zaman zaman, kendilerini ise bogarlarmıs. Yalnızlıklarını fark etmemek icin bir cok yere gider, bir cok insanlar konusurlarmıs. Ama bu acılaırnı daha da derinlestirmekten, daha da yalnız hissetmekten baska bir ise yaramazmıs. Bana o kadar tanıdık geldi ki tum bunlar…

Yine hayatı sorguluyorum galiba. Engel olamıyorum, duramıyorum ama su sıra yanımda olanlar bilir: Mazeretim var, asabiyim ben….

Karmakarışık

Bu sıralar televizyonda bir dizinin reklamında sık sık su sozu duyuyorum. Bazı hikayeler tam da “bitti” denen anda baslar diyor. Simdiye kadar benim hikayem de, bizim hikayemiz de boyle oldu. Ne zaman bitti desek hep yine yeniden basladı. Peki simdi nasıl olacak? Sahiden bitti mi bu kez? Bitirebildik mi? Her seyi gecmise gommeyi, sessiz sedasız birbirimizin hayatlarından cıkıp gitmeyi basarabilecek miyiz bu kez?

Onun beni msn denen gereksiz ortamdan silmis oldugunu fark edene kadar icimde bir bosluk hissetmiyorum. Nedense birden midemde bir agırlık olustu. Bu kadar kolay mı yani demek istedim ama obur taraftan da aslında belki de boylesi daha iyi dedim. Oyle karısıgım ki… Sevgi sahiden anlasmak degilmis ve nedensiz de sevilebilirmis… Peki hala seviyor muyum? O beni seviyor mu hala? Her fırsatta benden kurtulmanın yollarını arayan hep o oldu aslına bakılırsa. Zor olanı kimse sevmiyor hakkaten…

Nicedir aramızda cok sey bitmisti. Bu iliski de belki agır agır tukenmekteydi. İkimiz de gereksiz, hayali bir umutla bekledik durduk bir gun duzelir diye. Duzelmedigi gibi hep daha kotuye gitti. Oysa benim tek istedigim basımı yaslayıp yuzune gulumseyerek bakabilecegim bir cift omuz ya da dizdi… Saclarıma dokunacak, beni kırılgan camdan bir vazo gibi pamuklara sarılıp sarmalayacak, surekli, her anında tek basıma kosturup durdugum, ugrastıgım bu hayatta bana eslik edebilecek bir insandı hayal ettigim. O bunu daha onceleri yapmıstı. Ya da yaptıgını sanmıstım. Artık bilmiyorum. Ne kendimden, kendi duygularımdan eminim, ne de onunkilerden. Hayatın sonsuz girdabına kapılmama bir ceyrek kala kendimi yapayalnız bulmak her zamanki gibi olabilecek en kotu baslangıctı. Sabretmeyi cok denedim. Olmadı…Benklentilerimin, vaadettiklerinin buyuk bir kısmı gercek olmadı. Hayal kırıklıklarım giderek buyudu.

Simdi yine bir yol ayrımında duruyoruz hissediyorum. Bambaska hayatlar, secimler bekliyor bizi birbirimizden ayrı. Bir ayrılıga hiçbir zaman hazır olunamayacagını, her zaman acıtacagını da artık biliyorum. Belki sevemeyecegim hiç kimseyi onu sevdigim kadar. Ama lutfen sahiden cok mutlu olabilecegim birinin hayatıma girecegine dair umutlarımı kaybetmem için cok erken oldugunu soyleyin bana. Bir yanım seni ozgur bırakmak istiyor, diger yanımsa sımsıkı tutunmus ellerine, gozlerinin icine bakıyor. Bogazımdaki dugumler en cok boyle zamanlarda acıtıyor canımı. Mutlu olmak istiyorum, sen de mutlu ol istiyorum.

Yalnızlıgım sana emanet…

Yalnız Br Opera

ve bitti…

sonra yalnız bir opera başladı

ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
ben sende bütün aşklarımı temize çektim.

imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu.
ve elbet üzerinde durulmuyordu.
sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
biraz daha fazla sevdiğim,
biraz daha önem verdiğim.

başlangıçta dogruydu belki.
sıradan bir serüven,
rastgele bir ilişki gibi başlayıp,
gün günden hayatıma yayılan,
varlığımı ele geçiren,
büyüyüp kök salan bir aşka bedellendin.
ve hala bilmiyordun sevgilim
ben sende bütün aşklarımı temize çektim
anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
bütün kazananlar gibi
terk ettin

yaz başıydı gittiğinde,
ardından,
senin için üç lirik parça yazmaya karar vermistim.
kimsesiz bir yazdı.
yoktun.
kimsesizdim.
çıkılmış bir yolun ilk durağında
bir mevsim
bekledim durdum.
çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.

sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yüzündeki küskün kedere,
gür kirpiklerinin altından kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
çerçevesine sığmayan
munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
lirik sozcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yaz başıydı gittiğinde.
sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti mayıs.
seni bir şiire düşündükçe
kanat gibi, tüy gibi,
dokunmak gibi uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
usulca düşüyordu bir kağıt aklığına,
belki de ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.

yaz başıydı gittiğinde.
bir aşkın ilk günleriydi daha.
aşk mıydı, değil miydi?
bunu o günler kim bilebilirdi?
“eylül’de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen”
notunu buldum kapımda.
altına saat:16.00 diye yazmıştın,
ve 16.04′tü onu bulduğumda.

daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
takvim tutmazlığını
aramızda bir düşman gibi duran
zaman’ı
daha o gün anlamalıydım
benim sana erken
senin bana geç kaldığını

gittin.
koca bir yaz girdi aramıza.
yaz ve getirdikleri.
döndüğünde eksik,
noksan bir şeyler başlamıştı.
sanki yaz, birbirimizi
görmediğimiz o üç ay,
alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan,
olmamıştı, eksik kalmıştı.

kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
adımlarımız tutuk,
yüreğimiz çekingen,
körler gibi tutunuyor,
dilsizler gibi bakışıyorduk.
sanki ufacık bir şey olsa birbirimizden kaçacaktık.

fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki. zamanla
gözlerimiz açıldı,
dilimiz çözüldü
güvenle ilerledik birbirimize.
gittin.
şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
biliyorum
ne sen dönebilirsin artık,
ne de ben kapıyı açabilirim sana.

şimdi biz neyiz biliyor musun?
akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
birbirine uzanamayan
boşlukta iki yalnız yıldız gibi
acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
bir zaman sonra
batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
bizden diyorum, ikimizden
ne kalacak?

şimdi biz neyiz biliyor musun?
yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz. umut
ve korkunun
hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını
bilmeyen
çocuklar gibi
ve elbet biz de bu aşkta büyüyecek
her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz

kış başlıyor sevgilim
hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
oysa yapacak ne çok şey vardı
ve ne kadar az zaman
kış başlıyor sevgilim
iyi bak kendine
gözlerindeki usul şefkati
teslim etme kimseye, hiçbir şeye
upuzun bir kış başlıyor sevgilim
ayrılığımızın kışı başlıyor
giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
yazıya oturup
sonu gelmeyen cümleler kurmak,
camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak…
böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
içimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
para etmez kendimizi avutmak için bulduğumuz numaralar
bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar,
eşyalar gözünüzün önünde durur
birlikte yarattığınız alışkanlıklar
korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
cağrışımlarla ödeşemezsiniz

dışarda hayat düşmandır size
içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
bir ayrılığın ilk günleridir daha
her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta

gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
kulak verdiğiniz saat tiktakları
kaplar tekin olmayan göğünüzü
geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
bakınıp dururken duvarlara

boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak,
eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasinda
kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
kendimizin içinden
yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
yeni bir iklime, yeni bir kente,
bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye,
ameliyata alınmaya kendimizi hazırlar gibi

yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
ve kazanmış görünürken derinliğimizi
ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
bir an’ın, yalnızca bir an’ın bütün bir hayatı kapladıgı anlar
o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar

denemeseniz de, bilirsiniz
hiç yakın olmamışsınızdir intihara bu kadar

bana zamandan söz ediyorlar
gelip size zamandan söz ederler
yaraları nasıl sardığından,
ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
zamanla ilgili
bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
hepsini bilirsiniz zaten,
bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
dahası onalar da bilirler.
ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
öyle düşünürler.
bittiğine kendini inandirmak,
ayrılığın gerçeğine katlanmak,
sırtınızdaki hançeri çıkartmak,
yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden karşılaşmak
kolay değildir elbet.
kolay değildir
bunlarla baş etmek, uğruna içinizi öldürmek.
zaman alır.
zaman,
alır sizden bunların yükünü
o boşluk dolar elbet,
yaralar kabuk bağlar,
sızılar diner, acılar dibe çöker.
hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir.
bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
o boşluk doldu sanırsınız
oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir

gün gelir bir gün
başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
o eski ağrı
ansızın geri teper.
dilerim geri teper.
yoksa gerçekten
bitmişsinizdir.

zamanla yerleşir yaşadıkların,
yeniden konumlanır, çoğalır anlamları,
önemi kavranır.
bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey,
çok sonra değerini kazanır.
yokluğu derin
ve sürekli bir sızı halini alır.
oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır

ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
günlerin dökümünü yap
benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
kim bilebilir ikimizden başka?
sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
kendiliğindenliği
yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
bir düşün
emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
bunlar da bir işe yaramadıysa
demek yangından kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda

bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
solgun yollardan geçtim.
bakışımlı mevsimlerden
ikindi yağmurlarını bekleyen
yaz sonu hüzünlerinden
gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
geçti her çağın bitki örtüsünden
oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
bakarken dünyaya
yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
çiçek adlarını ezberlemekten geldim
eski şarkıları,
sarhoşların ve sucluların unuttuklarını hatırlamaktan
uzun uzak yolları tarif etmekten
haydutluktan ve melankoliden
giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
duyarlığın gece mekteplerinden geldim
bütünlemeli çocuklarla geçti
gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
yaram vardı. bir de sözcükler
sonra vaat edilmiş topraklar gibi
sayfalar ve günler
ışık istiyordu yalnızlığım
kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
ilerledikçe…kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
aşk ve acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
daha şiir bitmeden.
karardı dizeler.
ask…bitti. soldu siir.
büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden

daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
aşk yalnız bir operadır, biliyordum: operada bir gece
uyudum, hiç uyanmadım.
barbarların seyrettiği tarapezlerden geçtim
her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
eksiliyorduk
mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
her otelde biraz eksilip, biraz artarak
yani coğalarak
tahvil ve senetlerini intiharlarla değiştirenlerin
birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
ağır ve acı tanıklıklardan
geçerek geldim. terli ve kirliydim.
sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de…
korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
ve açık hayatları seviyordu.
buraya gelirken
uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
panayır yerleri…panayır yerleri…
ölü kelebekler…ölü kelebekler…
sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
adım onların adının yanına yazılmasın diye
acı çekecek yerlerimi yok etmeden
acıyla baş etmeyi öğrendim.
yoksa bu kadar konuşabilir miydim?

ipek yollarında kuzey yıldızı
aşkın kuzey yıldızı
sanırsın durduğun yerde
ya da yol üstündedir
oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı

aşkın bir yolu vardır
her yaşta başka türlü geçilen
aşkın bir yolu vardır
her yaşta biraz gecikilen
gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
gözlerim
aşkın kuzey yıldızıdır bu
yazları daha iyi görülen
ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
ilerlerim
zamanla anlarsın bu bir yanılsama
ölü şairlerin imgelerinden kalma
sen de değilsin. o da değil
kuzey yıldızı daha uzakta
yeniden yollara düşerler
düşerim
bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
ben yoluma devam ederim. bitmemiş bir şiirin ortasında
darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
yaşamsa yerli yerinde
yerli yerinde her şey

şimdi her şey doludizgin ve çoğul
şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
şimdi her şey yeniden
yüreğim, o eski aşk kalesi
yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden

dönüp ardıma bakıyorum
yoksun sen
ey sanat! her şeyi hayata dönüştüren

M. Mungan

Aşk Bitti

bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
uzun bir hastalık gibi
aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
bitti.
bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
ihmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
belki bir yağmur yağar akşama doğru
yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım
aşk da bitti diyordu ya bir şair
aşk bitti işte tam da öyle

Artık Hersey Bitti

ne hasta bekler sabahi,
ne taze oluyu mezar,
ne de seytan bir gunahi,
seni bekledigim kadar.

gecti istemem gelmeni,
yoklugunda buldum seni;
birak vehmimde golgeni,
gelme, artik neye yarar?

N.F.Kısakurek


Fatal error: Call to undefined function is_active_sidebar() in /home/.mister/maviyazar/maviyazar.com/wp-content/themes/cat_and_moon_cee010/sidebar-footer.php on line 17