Archive for Nisan, 2008
Yurt Kedisi Hasibe’nin Maceraları 1
Birkaç gündür yeni bir yerdeyim. Aslında daha yeni bir yuvaya taşınalı çok olmamıştı ki sahibim ve biri daha beni başka bir yere taşıdılar. Beni sevip sevmedikleirni pek anlayamadım ama gurultu cıkaran seyin arkasından cıkan ip benzeri şeylerin arasına girmemden ve onları kemirmemden hoşlanmıyorlar sanırım. Genelde aynı yerdeyiz ama bugun ilk defa baska bi yere gittik. Etraf genel olarak yeşildi. Beni bırakıp gidecekler diye cok korktum o yuzden sahibim ve yanındakinin üzerlerine tırmanıp durdum. Bu esnada sahibimin yanındakinin suratını çizdim. Ona ragmen beni hala oksuyo. Sahibim bana bir anda bagırıyo sonra bir anda beni sarıyo oksuyo oynuyo yatırıo uyutmaya calısıyo. Ne istedigini anlayamıyorum. Teslim oldum tepki vermiyorum artık.
Gunumun cogunu uyuyarak geçiriyorum. Biraz sonra yine uyucam. Uyanınca kaldıgımız yerden devam edebiliriz belki.
Hasibe
Miskin Minik’ime
Şu anda boynumla omzum arasında uyuyan minik kızımız Miskin eşliğinde yazıyorum bunları. Minik kızımız perşembe günü geldi yanımıza. Birisi omu diğer 3 kardeşi ile beraber sokakta bulmus daha küçücükken. Anneleri yanlarında yokmuş, yavrucaklar çok korkouyprlarmış Bulan kadın almış onları evine. İnternette gördük kızımızın resmini. Çok sevdik bu gri siyah beyaz karışımlı masmavi gözlü tatlı kızı. Sahibiyle konuştuk anlaştık. Ama minikim gelince ne hörelim resimde gordüğümüzün yarısının yarısı kadar bişe bu kız! Minik işte minnacık! Önceleri pis pasaklı bi kızdı bu minik. Ama şu an itibariyle yıkandı ve kurulandı tertemiz oldu. Tüyleri kabardı yumuşacık bi yumak gibi oldu. Banyodan çıkınca mamasını yedi suyunu içti odayı keşfe çıktı çünkü geldiğinden beri Özlem’in odasındaydı benim odama ilk defa geldi. Neyse sonra güzelce kucağımdan boynuma tırmandı oraya kuruldu şimdi de boynumda uyuyo. Vallahi de billahi de uyuyo. Kaldırmaya çalıştım çok kızdı ağladı. Minikim daha miyavlıyamıo bile. Miiik miiuuvv gibi sesler çıkarıyor. Kıyamadım bıraktım orda. Uyusun minik kızım. Arada içine bozuk bir elektrik süpürgesi kaçmış gibi mırrrlıo soor aiç geçirio falan ama sıcacık uyuyo boynumda.
Hay allah Özlem banyodan çıkıp saç kurutma makinasını çalıştırınca uyandı yine =) Neyse ben artık kedimle ilgileneyim, onu seveyim okşayayım da uyusun yine benim minik kızım. =)
Bu arada her bulduğu yerde uyuyor diye de adını miskin koyduk. Miskin hoşgeldin kızım !!!
Hem Tanıdık Hem Yepyeni
Bugün, evet tam bugün şu anda güven duygusunu sorguluyorum. İnsanlar birbirlerine nasıl güvenir? Mesela, büyük bir hayal kırıklığının ardından içinde yeniden yeşeren umut filizlerini korkmadan birine anltırken ona nasıl güvenirsin? O bunları dinleyebilecek biri midir? İçindeki o kıpırtıları anlayabilecek, sahiden sevincini paylaşabilecek biri midir? İki kişinin bildiği sır değilmiş ya hani… İşte o içindeki kocaman sırrı nasıl olur da güvenip bir başkasına açarsın? Peki, baktığımız açıyı değiştirsek, o kocaman hayal kırıklığının ardından kupkuru olmuş o topraklarda nasıl olur da o filizler yeşerir? Doğru tohum mudur attığın? Sahiden yeşerir mi, filizlenir büyür mi, kök salar mı içine? Tohuma nasıl güvenirsin? Şimdi yine bambaşka bir açıdan bakalım, o hayal kırklığının sebebi bir gün kapına pişman gelirse ona da güvenebilir misin? Neden olmasın ki… Çünkü zaten içinde yeşerip büyüteceğini sandığın o umut tohumu yanlış bir tohumdur, kullanır toprağındaki bütün vitaminleri hatta senin için hayati olanları da alır, yine çorak bir toprağa çevirir ruhunu, alır başını gider. Gider gitmesine, gitmesi yetmez de nereye salar köklerini? Evet, o umutları paylaştığın, anlattığın hatta ve hatta hayal kırıklıklarınla birlikte lanetler yağdırdığın toprağa gider kurulur… Hayır aslında sen tohumu da çoktan anlamışsındır, yanlış kişiye güvendiğini de ama “Yuh!” dersin nasıl olur da iki yanlış böylesine çeker birbirini. Hep yanlış kişilere güvenmiş biri olarak işte bu duygu hem tanıdıktır hem yepyeni. Tıpkı sana pişman dönmüş o yenilenmiş başkalaşmış umut veren insan gibi, hem tanıdıktır hem yepyeni, ama ne tanıdıklığı acıtır canını ne de yeniliği… Gerçek aşk hiç bitmezmiş öyle değil mi?…
Umudum, Mavi’m iyi ki varsın…