Archive for Ağustos, 2007
Staj Manzaraları
Sabahın 52inde staja gitmek için başlayan gün adalarda deniz sefası ile nası son bulur… =) Şöyle ki, ilk kez bi yere gidiliodur taksiciye inilecek yer söylenir, servis saatinden yarım saat önce oraya varılır beklemeye konulur… Servis saati yaklaşmıştır ve o da ne servis gelmiştir ama yolun karşı istikametinden ve ne yazıkki E-5′te yolun karsısına koşarak geçilememektedir ve se4rvis gider… Taksiciye küfür edilerek eve geri dönülür ve süper yengem beni kolumdan tuttuğu gibi adaya götürüverir! Muhteşem bi deniz sefas, vapur falan bi gün çalınır hayattan…
Sonra ertesi gün dogru yerde servis beklenir ve beklerken minik yavru bir kedi fotoğraf karesine dahil olur. Etrafına 4 kadar yaşını başını almış benimle aynı yere gidicek olan fabrika çalışanını etrafına toplar, onlara yaptığı şirinliklerle fabrika çalışanlarından birinin yanındaki sandiviçine birinin de suyuna ortak olur ve karnını doyurur. Bir de güzel oyun hakkını doldurur aynı ekiple, güne suretında kocaman bir gülümsemeyle başlanır manzara karşısında…
Staj zordur, ama bir sürü hoş insanla tanışılmıştır güzel geçer… Hatta öyleleri vardır ki keşke hep yakın olsak dedirtir… sonra iş başlar, proje başlar, üretim bandında vakit nası geçer anlamazsın, işçilerle kaynaşırsın, onları dinlersin, sana saygı duyarlar hoşuna gider, yardım ederler içten minnet duyarsın… İlginç bi yerdir orası, orda onlarla olmak başkadır, iş tecrübesi ise eşsiz… Bu yüzden her sabah severek gidersin, hiç dokunmaz sabahın korunde yola düşmek… Hatta orada çalışabilmeyi bile hayal edersin…
Ayrı bir dünya burası… Sevdim ben burayı…
Her Son Yeni Bir Başlangıçtır
Evet… Yoğun olacağını çok önceden bildiğim yaz döneminin basamaklarını teker teker geride bırakıp son aşamasına geçmiş bulunuyorum. Bu gün yani aslında saat sebebiyle dün itibariyle yaz okulunun son sınavına girdim. Bu dönem boyunca en başarısız olduğum şeyin ders çalışmak olduğunu söylemeliyim… Konsantrasyonumu tamamen kaybettiğimi fark ettim. Aslında çok da anormal değildi kendime haksızlık etmemeliyim. Bütün senenin onca sıkıntısından sonra üzerimdeki bu bıkkın, bezgin hali normal karşılıyorum. Gelecek seneye daha mutlu daha düzenli başlamayıumuyorum. Her şey yavaş yavaş düzeliyor (ne yazıkki yavaş yavaş düzeliyor) ve umarım ekime kadar bu düzelmenin büyük bir kısmı tamamlanmış olur.
AFS Kampları hakkında bir yazı yazmaya başlamıştım geç de olsa onu yayınlayacağım o yüzden burada bahsetmek istemiyorum. Sadece tek kelimeyle muhteşem ve eşsiz bir deneyimdi benim için…
Babamın ayağındaki yaranın kapanmasına çok az kaldı, benim hayatımda adı Baran olan yeni bir konu başlığı açıldı, kalbimdeki yaraların tam olarak kapandığını söyleyemesem de onları sarmayı başardığımı söyleyebilirim. Ama en güzeli, stajım…
Öncelikle insanların bana manyak gözüyle bakmasını bir kez daha sağladığım için kendimi tebrik etmek istiyorum. =) Çünkü stajı Ford Ototsan’da yapabilmek uğruna her sabah 5′te uyanıp 6′da servise biiyorum Mecidiyeköy’den. Akşam 6′da mesaimiz bitiyor 6:20′de servis hareket ediyor ve benim eve varmam en erken 9 buçuk oluyor! Stajımı fabrikanın kaynak atelyesinde yapıyorum. =) İşçi kıyafetlerine benzer bir kıyafet giyiyoruz sadece rengi farklı, stajer olduğumuzy gösteren bir renkte tulum ve t-shirt. Özel işçi ayakkabıları (içerden demir korumalı boylece ayağımıza bir şey dğşerse ezilmesin ya da kesilmesin diye) ve muhteşem karizmatik kaynak gözlüklerimiz! =))) Ekip şefim genç bir Endüstri Mühendisi. Yeni mezun, 05 mezunu adı Alper. Çok tatlı birine benziyor, aramızda güzel de bir elektrik v ar, iyi anlaşabileceğimizi düşünüyorum. Şimdiye kadar sadece eğitim aldık asıl staj Pazartesi günü başlayacak. Eğitimlerde konuşan mühendislerden çok komik izlenimler edindim. Yeni arkadaşlar edindim. Daha da önemlisi yüzümde kocaman bir tebessüm oluşturan, beni mutluluktan uçuran şey, ilk kez çok net bir şekilde hem seçtiğim mesleğin hem de çalışmak istediğim sektörün ne kadar doğru, ne kadar bana uygun olduğunu fark ettim! Benim için muhteşemdi çünkü gelecek sene mezun olma ihtimlaim vardı ve beni en çok korkutan iş bulamamaktı. Şimdi ise içim biraz daha rahat hatta Ford hayalimdeki iş yeri şu anda, saladığı yükseklisans olanaklarıyla da… O yorucu tempoya, gidiş gelişlere de azıyım. Daha hiç yakınmadım… Artık bir an önce çalışmaya başlamak istiyorum. Bunu düşünmek beni çok heyecanlandırıyor. Şimdilerde en çok düşündüğüm master alanımla ilgili iyi bir bitirme projesi yapmak. =)
Bir de bugün yıllar öncesinde dinlediğim kimsenin o zamanlar da bilmediği bir grubun konser görüntülerini buldum Youtube’da. Konser görüntüsünün ses kalitesi pek iyi olmadığım için bant kaydını koyuyorum. Neden öyle bir şarkıya boyle bir resim koymuşlar bilmiyorum ama beni alıp 12-13 yaşıma götürdü. O zamanlarki müzik zevkimi fena bulmadım aslında ama şimdisi için de müzikal olarak beni çok tatmin etmediğini fark ettim. Büyümüşüm dedim kendi kendime. =) Neyse size Derinlik Sarhoşluğu’ndan Akrep ve Ben ile veda ediyorum. Malum okul ve bedava internet bittiğinden daha seyrek görüşebileceğiz artık. Beni izlemeye devam edin… =)
İnsan telefon defterini temize çekerken bazi isimleri eski defterinde birakir…
onlar artik birdaha asla aranmayacaktir.
garip bir hüznü barindiran
bu silik isimlere bakilir bakilir.
kimi okuldan sinif arkadasinizdir,
kimi çok çabuk unutuverdiginiz bir sevgili,
kimi bir cafede aylarca herseyi ama herseyi paylastiginiz birisi
ya da istifa ettiginiz bir yerden bir arkadasiniz!
soyadlari sorulmamis birsürü hatirlanmayan isim de vardir defterde
ve süphesiz üstünde isim olmayan telefon numaralari
korkunç bir operasyonla onlarca hayat,
onlarca güzellik bir çirpida ortadan kaldirilir.
insan telefon defterini temize çekerken bazi isimler üzerinde durur.
onca zaman sonra birkez arasaniz, sesini duysaniz…
ona edilebilecek bir çift sözünüz yoktur!
birlikte gittiginiz filmler, meyhaneler, evler
birbirinizi yillar sonra özlemenizi saglayacak sevgiyi asilamamistir size.
yalnizca bir isimdir simdi o.
temize çekerken atlarsiniz hemen.
derhal çevirirsiniz sayfayi telasla, alalacele.
oh, isim geçmiste kalmistir.
insan telefon defterini temize çekerken hayatini da sorgular!
hangisi ihanet etmistir,
hangisi yalvarmistir kendisini birakmamaniz için
hangisinin bir süre sonra arkanizdan konustugunu duymussunuzdur
hangisi sizi en güzel öpmüstür; hangisi rüyalariniza girmistir,
hangisinin ayak parmaklari ilginizi çekmistir,
hangisine hediye alirken zorlanmissinizdir,
hangisiyle en hararetli tartismalara girip kavga etmissinizdir,
hangisi için sabahlara kadar içip içip aglamissinizdir? ! …
dogrular, yanlislar, hatalar, tutkular!
birlikte edip cansever okudugunuz o insanlar, solmuslardir.
insan telefon defterini temize çekerken yalnizligini da kanitlar.
bütün bu insanlar simdi nerede, ne yapmaktadirlar?
saat elbette dört’tür!
paradoks, labirent, koni, tüm bilimsel ifadeler
ve mentalite tersine dönmüstür.
ters dönmüsüzdür.
bu tekbasinalik ve bu isim katliami aslinda size ters gelir…
çalan telefona bakarsiniz.acaba?
acaba telefon defterini temize çeken bir arkadasinizin son anda kurtarma çabasi midir?
bir iki kirik sözcük, yarim yamalak bir bulusma, belki…
bilemezsiniz…
lütfen, ama lütfen telefon defterlerinizi kaybetmeyiniz…
küçük iskender
Beynim Tadilatta
Aslında ne de çok umutluyduk biteceğinden. bitmeyince yarım mı kaldık ne? saçmalamamak için bir neden arıyorum. İnan şu an en küçüğü bile işimi görür..
Yarın uyanıp dışarı çıktığımda tekrar bitmesini umacağım ve ne kadar emin olsam da o günün son olduğundan; akşam, bitmemiş olması beni şaşırtmayacak. Alışmışlık, arsızlık ve tepkisizlik gibi bir şey sanki ama daha bilinçsiz. Bu şaşkın olmayış, olamayış durumu, bana daha çok acı veriyor. Neyin bitmesini beklediğimi bilsem, bitmemesine bu kadar içerlemeyeceğim belki..
Tadilat var fikirlerimde. Son sözümü söylemeden asma kat çıkmak istiyorum. Senin okuduğun bu asma kat kısmıdır işte. Biraz büyükse egonuz, eğilerek yürümek zorunda kalırsanız ya hani; öylesine sinir bozucu..
İsyancılar sarmış beynimin tüm geçitlerini.. sinapslarımdan haraç alıyorlar.. operasyonlar, tecritler, ölüm oruçları ağırlaştırdı beni.. safra atmak isteyen uzuvlarıma engel olamıyorum.. önce kadınlar ve çocuklar kaçıyor benliğimden.. dımdızlak, bir sap, tek başına ve bu erkek halimle bir başıma ben kalıyorum.. üstelik sohbetim de hiç iyi değildir.
İleri derecede bozuk, küçük burjuva gözlerimi herhangi iki kulakla takas etmek istiyorum.. “promosyona gerek yok abla; mal kendini satıyor..” . Bu hayatı yanlış gördüğüme emin olmakla birlikte; çift hane sahibi, numaralı gözlüklerle bile iflahım pek mümkün gözükmüyor..
Çok değil 27 (rakamla yirmi yedi) sene önce hiç bir derdim yoktu.. ne olduysa solungaçlarım körelip; nefes alıp vermeye başlamamla oldu. Sanırım tadilat da o günlerde başladı, bitmeyen tadilat.. “aslında ne de çok ümitliydik biteceğinden..” hemşire beni, nurtopu gibi bir °°°°.forunuz oldu diye takdim etmiş bir ihtimal. K.çıma ironik tokatlar atılmış herhalde ki; doğar doğmaz ağlamaya başlamışım.. biz Adem ve Havva çıkışlılar (yersen) dan başka birinde, hayata karşı böyle bir refleks var mıdır? Ne bileyim, bir tosbağa ağlar mı doğduğunda; bitmeyen tadilatları var mıdır tavus kuşlarının, sürekli biteceğini düşünmelerine rağmen?
iki yıl sonra;
Lucky strike, ne güzel komşumuzsun sen. bana bakma. pasta oldum diye anırıyorum; ama kekim ar-ge.. hayvanlar alemini sevmiyor, bitkilerden huylanıyorum; cansız nesnelerden ve çok bilmiş denklemlerden medet umuyorum. bitmeyen bir tadilat var, orada bir yerde, görüyorum; stor perde takmak mümkün, anlatamıyorum…
Baran– Splintir Usta =)
(MaViYaZaR:Tanıştığıma memnun oldum Baran! Hoşgeldin!)