Archive for the ‘Sevgili Günlükümsü’ Category
Denizci Düğümü
Kafam karışık, her gün de daha çok karışıyor. Tercih yapmak ne zor… Aslında belki de önüne sunulanlar arasından tercih yapabilecek lükse sahip olmak bulunmaz bir nimet çünkü niceleri var ki ona dayatılanı yaşamak zorunda kalıyor. Gelin görün ki ben hep bu tercih aşamalarında uykusuz kalıyorum.
Gidegele su yolu yapmaya yaklaştım, evet Çorlu’daydım bugün. İş görüşmesine gittim. Orta düzey yönetici kıvamında “Executive Planning” diye özetlenebilen Endüstri Mühendisi pozisyonu idi. Çok uluslu, Hindistan kökenli büyük bir firma. Genel müdür ki kendisi de görüştü benimle baya bildiğimiz Hindu. Aslında IK’dan hemen sonra onunla görüşmemin olumlu bir şey olduğunu düşündüm ben. Çünkü Genel Müürler genelde en son aşamada görüşürler adayla. Hı bir de bu pozisyon “dotted line” şeklinde indirect olarak Genel müdüre, direkt olarak da fabrika müdürüne bağlı. Altında ya da üstünde kimse yok. Yalnız takılıyor. (= Tabi diğer birimlerle ciddi bir koordine halinde o ayrı…
Neyse, fabrikada çalışan bolca Hindu da var hatta sarıklı falan tipler bile var. İş ilgi çekici, pozisyon ve getireceği tecrübeler de öyle. Gelecek teklif nasıl olacak bilmiyorum. Sonuçta Çorlu’da yaşamak ekstra bir maliyet. İdare edebilir miyim? Buna değer mi? Beklersem daha iyi işler ve teklifler çıkar mı karşıma yoksa bunu kaçırdığıma pişman olur muyun? Peki ya şimdiki işim? Daha sadece 11 ay oldu. Evet belki vijdan yapmayı hak etmiyorlar ama nasıl söyleyeceğim… Ahhh içim nasıl daraldı…Tanrım karar vermek ne kadar zor! Bir de tabi, gidersem, gittiğimde, daha yepyeni olan bu ilişkiye ne olacak? Biliyorum yalnız yaşayacak olma fikrimden oldukça rahatsız. Endişeleniyor. Bir şey de söylemek istemiyor çünkü ne kadar istekli olduğumu görüyor. Ben şimdi, yani daha yeni, gözlerine bakıp onu sevdiğimi söyleyebilmişken, onsuz kalmak istemiyorum hem de hiç! Diğer yandan, yapamam, yarını belli olmayan hiç kimse uğruna geleceğimden, kariyerimden vaz geçemem bunu da biliyorum. İkisini bir arada idare etmenin bir yolu olmalı…
İçimdeki sorular cevap alamadıkça bir yeni düğüm olup ekleniyorlar denizci düğümlerine. Sanki giderek açması zorlaşıyor gibi. Oysa belki çok kolay, karar ve tek bir kılıç darbesi…
Rüzgara kapılmış gidiyorum ben, ne olacka bu işin sonu, ne olacağım ben???
Eureka!!!
Hiç bulamam sanıyordum bir önceki “Dreamplace” isimli temamdan sonra bana bu denli uygun temayı ama buldum. “Cat and Moon” bu temanın adı. Gün sonunda hep, yanına kıvrılacak bir kucağa sahip bile olsam hep ama hep kaçıp ayı tek başınsa seyreden bir kedi olarak süper bir tema bu benim için. Renkleri de hoş. Gerçi yazı fontu ve rengi ile ilgili bazı oynamalar yapmayı düşünmekteyim ama bundan sonraki temam budur kesinlikle. Orası burası değişebilir o ayrı. (=
Seviniz, benimseyiniz efem. Tamam arada yer yer değişiklik yapıp sizi şaşırtmayı görev ediniyorum kendime ama döneceğimiz öz budur. (=
Yeni Tema!!!
Evet evet başardım! Sonunda kendim kendime temamı değiştirdim. (= Çok miniminnacık bir yardım aldım ki aslında o da sadece inadımı kırmaya yönelikti o kadar (=
Şimdi efenim bu tema ne kadar içinizi aydınlattı bilemiyorum. Tamam simsiyah olabilir ama siyah ve mavinin şahane bir kombinasyonu gibi göründü bana. Bir kaç tema daha ekledim. Yer yer değiştirip kullanabilirim. Asıl yapmak istediğim bu ve diğer temalar üzerinde istediğim değişiklikleri yapabilecek kadar CSS’ten anlayabilmek. Şimdiye kadar anlayan birilerinin bana yardım etmesini bekledim durdum ama her zaman olduğu gibi kendi işimi kendim yapmam gerektiğini anladım, kabullendim. Şöyle bir göz gezdirdim. Biraz uğraşip kafa yorarsam başarabilirim gibi geldi. Bilgi İşlem’de çalıştığım dönemlerde kullandığımız bir web sitesi vardı, bütün renk kodlarını gösteren. Onu bulmam lazım yeniden. Sonrası biraz deneme yanılma sanki. (= Tabi yandaki kategorilerde de biraz değişiklik yapmak lazım. E var daha iş, var var…
Bu arada çok beğendiim iki tema vardı lakin onlar çalışmadılar yükleyince çok üzüldüm. Hatta bana anlık bir kalp krizi yaşattılar. Yükledikten sonra bir süre sitem açılmadı, panik halde sildim kendine geldi de bir nefes aldım.
Neyse, bu temanın adı Rabbit Hole. Etraftaki tavşancıkların sebebi bu. Tavşanı da kediden sonra bağdaştırdım ben kendimle, sevdim, kabullendim. Tema hakkında yorum yapmak isterseniz buyrunuz efendim, seve seve dinlerim. (= Yer yer tema değiştikçe sizi bilgilendirmeye devam edeceğimdir. Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır.
Pazar hissiyatı veren bu pazartesi gününün ardından herkese güzel bir hafta diliyorum!
Ev Kedisi
Ay sonunun geçmesini iple çekiyorum yahu! Bu ev alma girişimi beni epey göçertti maddi olarak. Umarım 10 yıl sonra borçları ödenmiş bu evin bana ait olacak olması bir işe yarar (= Değilse boşuna çekiyorum bu eziyetleri!
Bir de düzenli sporun vücuda getirdiği fiziksel güzellikler sonucu sonsuz bir alışveriş yapma isteğinin doğmuş olması, bunun yanı sıra topuklu giymeye alıştığımdan ve hatta sevmeye başladığımdan bu yana zaten sevdiğim ayakkabı alışverişlerinin epeyce fazla para harcama ile sonuçlanması derken son haftayı evde geçirmekle sonlandı işte bu ay. Daha fenası ayın son hafta sonu 30 Ağustos ile birleşip 3 günlük şahane bir kombo oldu ama işte az önce belirttiğim olaylar zinciri sonucunda kendimi evde buldum 3 gün boyunca. Ramazan sebebiyle spor salonu üyeliğimi de dondurmuştum 1 ay boyunca. Feci sıkıldım anlaşılacağı üzere.
Sevgili Bam Bam’da şimdi şuracıkta burnumun dibinde ama gidip görememenin sinir harbi içersindeyim. Evdeki güzel iki insan sağolsunlar (= Şimdi desem ki ben çıkıyorum iki dolanıp gelicem 5672 soru ve sonrasında anne hatunun peşimde takılması ile sonuçlanıcak biliyorum. KEndimi ev aktivitelerine verdim, iyice ev kedisi oldum çıktım. (=
Evde kendimi genelde kariyer planlama, CV oluşturma, kişisel bakım yapma ve benzeri işlere veriyorum. Sonra da bol miktarda dizi film izliyorum ki şu sırada çok sıkıntı çekiyorum, elimde kalan son dizinin de son 4 bölümü kaldı. Artık efenim House olsun, How I Met Your Mother olsun başlasın bunlar istiyorum. Aslında düşündüm de bu kada geniş dizi yelpazesine sahip bir insan olarak belki de diziler hakkında yorumlarımı içeren bir bölüm açsam hiç fena olmaz (= Ahh aklımda bu siteye dair ne fikirler var ama korkuyorum yahu! Değiştiricem düzelticem derken her şeyi bir anda silecekmişim gibi geliyor. Neyse bakalım bir gün cesaretimi toplayıp yapıcam. İlk iş de bu depresif temamdan kurtulmak olacak (=
Neyse, son yaptığım 4 günlük izmir yolculuğumda bulduğum sevimli duvar çıkartmasını yapıştırdımdı geçenlerde. Onu da paylaşasım geldi burdan. Ev kedisi falan dedik ya, olur gibime gelid (=
Blog geçmişim boyunca yazmış olduğum en yüzeysel yazı olması kuvvele muhtemel bu yazıyı kediciklerimle noktalıyorum. E siyah olan kim, beyaz olan kim söylememe gerek yok heralde değil mi? ^^
Yakalanmışım!!! (=
Densiz bir arkadaşım uyku mahmurlugumdan faydalanıp kameraya çekmekle kalmamış bir de utanmadan paylaşmış bunu cümle alemle. Ciddi söylüyorum özel hayata saygı kalmadı. Belki ben uyku mahmuru bu hallerimin görülmesini istemiyorum. Ayıp, çok net söylüorum kınadım. Evet.
Sevgili Özlem’e facebook denen fasilitede bu videodaki sevimli kediyi ben deniz olarak taglediği için teşekkürü bir borç bilir, şahsımını tanıyan cümle aleme de sorarım, bir kez daha inanmadınız mı benim bir kedi olduğuma??? Hanginiz görünce “Evet baya bildiğin böyle uyanıyo bu hatun!” demediniz hı? (((=
Bişi Yaparım ki Ben Bununla (=
“Özledim seni, gelsen ya yarın yanıma…”
Stresli günler geçiriyorum iş yerimde son zamanlarda. Hani çok sevmemek ayrı, bir de ne yaparsan yap yetmemesi durumu epeyce daraltıyor beni. Bir de son zamanlarda beni mutlu eden sıcaklığı yanıbaşımda hissetmek için hiç fırsatım olamamıştı. İyice tatsız tuzsuz bir hayat olma yolunda gidiyordu herşey. Biliyorum Kaya’mın da canı sıkkın son zamanlarda, bana ihtiyacı var. Bir görmesi, burnumu sıkması, “Ya burnumdaki hızmayı göre göre sıkıyosun ya hala inanamıyorum!” diye beni bağırttırması lazım illa rahatlaması için. Ya da “ıssırırım bak” diye tehditler savurmalı her sinir ettiğimde. Hani zaten demiştim ya tek istediğim yanımda olman ve yanında olmama izin vermen diye, bu lazımdı işte.
Tamam gelirim demişti ama işin aslı çok da inandırıcı gelmemişti bana Tekstilkent gibi nerede olduğu belirsiz iş yerime öğle aramda, 1 saat için gelecek olması. Ya da ben o kadar alışmıştım ki bu son dakikada binbir farklı bahane ile iptal edilen planlara, istediği bir şey olabilsin diye günler öncesinden uğraşmaya ondan kesin gelemez diye düşündüm. Ama saat tam 12′de aradığımda çoktan gelmişti. Hemen koşup minik bir parlatıcı sürmek dudaklarıma, hafif, uzaktan parfüm sıkmak, asansörü beklerken heyecanlanmak ve aşağı inince onu orda otururken görmek! Bana bakıp gülümseyince gamzesini görmek, ilk iş daha önce çalışırken yaraladığı yerleri iyileşmiş mi diye kontrol etmek, sonra daha da hızlı iyileşsin diye öpmek… Bütün öğleni yanında geçirince geri döndüğünde mesaiye kalmayı planlayacak kadar çok işi bir çırpıda bitirecek enerjiye, sinirini kaldıran bütün insanlarla gülümseyerek konuşabilecek sabra sahip olmak. İyi geliyorsun bana çocuk sen. Tamam belki sen bana ne kadar iyi geldiğinin farkında değilsin henüz, çünkü ben hala kabuğumdan sadece burnumun ucunu çıkarabildim yıllardır bana öğretilen korkularla… Etrafımdaki örneklerle ilişkilere, evliliklere dair inançsızlığımı sana her söylediğimde “Seviyorum seni. Anladın mı? Daha kaç kez söylemem gerekiyorsa söylerim anlaman için, bunu kafana yerleştirebilmek için.” deyişinde biraz sert çıkışlar görsem de seviyorum bu hallerini. (= Bugün de söylediğim gibi, anlamakla ilgili bir sorunum yok, inanmakla ilgili sorunlarım var. Ama sen devam et olur mu, bu huysuz minik kuşunu sevmeye devam et, sabret olur mu? Bugün minicik bir umut ışığı belirdi içimde, sen anlattıkça geleceğine dair planlarını, belki dedim kesişir hayatlarımız, belki başarırız… Ve hep gel böyle, özletme kendini, gel. Tamam burnumu sıktığında daha az cırlayacağım ama bari hızmanın olduğu yerden sıkma tatlısı ya iyice batıyor öyle! Ve saçımla oynayacağım diye kaybettiğin küpemi, “Zaten küpemi de yuttun!” diye diye hatırlatmayacağım geldiğinde söz (= Kedili bir küpe nedir ki, alırız yine ((=
Ayrıca evet Çakıl benim, Bam Bam’da sensin kabul et! (=
Çelişki
Bir arkadaşımın msn iletisinde yazıyordu: “Küçükken sevdiklerimizle sevişmeye çalışırken, büyüyünce seviştikerlimizi sevmeye çalışmak…” Okuyunca aklıma takıldı. Sahiden yapıyor muyuz bunu?
Ayrıca son dönemde bu şarkıya takıldım kaldım. Son ses dinleyip bağıra bağıra söylüyorum. Öyle ki şarkının sözleri son zamanlarda içimde ne var ne yok anlatıyor. Bu şarkıyı şöyle bir tesadüfler zinciri sonrasında buldum. Bir süredir fena halde Glee isimli diziye takılmıştım. İlk sezonu bitirdim rahatladım (= Dizide “ballads” yani şarkılarla birine duygularını ifade etmekten bahsediyordu. Tam benim tarzım işte! Keşke sesim de güzel olsaydı diye hayıflanırım kendimi bildim bileli. Orda Christina Aguilera’nın Beautiful şarkısı geçmişti ki paylaştım burdan geçenlerde. İşte o şarkıya bakınırken buldum bu şarkıyı da. Tam da aklımın karışık olduğu zamanlardı. Müziği ayrı sade, ruhu dinlendirici, sözleri ayrı güzel. Sonra sarkıyı soylerken gözlerimin önüne hep aynı kişinin geldiğini fark ettim. Hani dedim bu şarkıyı söyleyecek olsam ona söylerdim kelimesi kelimesine. Belki söylerim bir gün yine de.Daha da güzeli belki dinleyince o da bana söyler, duet yaparız ((=
Herkesin kendini kollarına bırakıp, mutlu ve güzel hissedebileceği kucağı bulabilmesi dileği ile. (=
Ve sonra…
… dedim ki:
- Yanımda bu kadar tatlı, sıcak, sevecen ve düşünceli olan adam sahiden sensen, senin doğal halinse ben galiba o adamı sevmeye başlıyorum…
dedi ki:
- Evet benim ama sanırım her halimi sevmen gerekecek?
dedim ki:
-Her halini sevecek miyim bilmiyorum ya da sen benim her halimi sevecek misin? Sonra ne olur bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Sadece bugün, bu an önemli. Bu ilişkiye dair tek beklentim yanımda olman ve yanında olmama izin vermen. Yapabilir miyiz bunu?
dedi ki:
-Yapılamayacak bir şey değil ki bu istedikten sonra, ve evet istiyorum bunu.
dedim ki:
-Senin söylemek istediğin bir şey var mı?
ve dedi ki:
-Var ama yanına geldiğimde kulağına söyleyeceğim… Tam sen boynumdan öperken…
Daha fazla ne diyebilirdim ki…
Varsayımsal Katliam
Bazen olmasını istediğin şeylerin somut bir şekilde senin kadar başkalarına da görünebilmesini beklemek gerek… Eğer öngörüşleriniz kuvvetli ise belki de size çok saçma gelir, bu ihtimlain sonuçları bu kadar netken nasıl görmezden geebilir insan ve nasıl bunun kavgasını yapar. Oysa sadece bilinmeyenin ya da tahmin edilemeyenin getirdiği endişe, yarattığı huzursuzluğun sonuçlarıdır. Şimdilerde anlıyorum ki bu uğurda gereksiz savaşlara sokmuşum kendimi. Elbette ki fazlasıyla güçlendim bu esnada ama haddinden fazla da yıprandım. Çok da geç değil bunu görmüş ve anlamış olmak için, kurtardığım yıllar var (= Bunu nasıl anladın derseniz annemin ağzından şu cümleleri duymak yetti: “Eğer çerkezköydeki iş olursa sen orda ev tutarsın, senin gelmediğin haftasonlarında babanla ben geliriz. Ben sana bir haftalık yemek yapar hazırlar bırakırım. Bize de değişiklik olur hem.” Daha da ilginci kendimi birden, bilerek ve isteyerek şöyle derken buldum: “Bazen babam evde tek kalır sen gelir bütün hafta benim yanımda kalırsın.”
Çok değil bundan 2 sene önce İstanbul dışında çalışabileceğimi ima etmem arkası gelmeyen tartışmalara sebep oluyordu. Ne değişti, 2 yıl öncesinden çok daha mı olgunum? Çok mu büyüdüm? Bunca zaman gösteremediğim ya da sağlayamadığım güveni şimdi mi sağladım? Hayır, sadece ailem sevdiğim işi yapabilmenin benim için kıymetini ve ayrıca bunun hayatımı onlardan tamamen ayırmak olmadığını ancak şimdi, vakti gelince görebildiler, anlayabildiler… Belki de olmayacak orada öyle bir iş, belki bambaşka şeyler olacak hayatımda ama bunun hiç önemi yok, bunları duymuş olmak bu hikayeden bana kalan mutlu sonlar oldu.
Hayatımda hiçbir şey mükemmel değil şimdi ama bir önceki yazının etkileri devam etmekte. Mutluyum alabildiğim yol için, hala! İçimde ne olsa tükenmeyecekmiş gibi duran bir umut, bir iyimserlik.
Başka bir konu ise hayatımdaki parazitleri artık çabuk tespit edip aynı hızda haytımdan çıkarabildiğimi fark etmiş olmam. Bu iyi, bu çok iyi bir şey! Sonunda bir karara vardığımdan beri o düşük enerjimden eser yok!
Sonra gece 1′de, uyku arası telefonun titreşimine uyanıp, uyku uyanıklık arası ve hatta tek gözün hala kapalı basit, tek kelimelik mesajı okuyup mutlu olmak var.Gelen mesaj kısacık “Özledim” Anladım ki kelimeler tek başlarına öyle güçlüymüş ki, kendini anlatabilmek için, karşındakinin kalbini sımsıcak yapabilmek için illa şair olmak gerekmezmiş. Hatta daha önemlisi ne kadar duygusal ve ilgili görünebildiğin, yaptığın romantik girişimler hazırladığın minik sürprizler değil, ne kadar hassas, duyarlı ve ilgili olduğunmuş ve inanın ki bunlar aynı şeyler değillermiş! İncecik bir kağıt şimdi o baktığımda ardına kadar görebildiğim, öyle net, öyle sorgusuz. Kelimelerinin altında binlerce anlam barındırmayan, basit ve şüphesiz. Üstelik benim öğretilmiş şüpheciliğime rağmen. Sonrasını bilmiyorum, görmüyorum, kestiremiyorum. Ama öyle bir “kaya” ki o denizimin içinde, tam orta yerinde gün be gün kumlara daha da derine gömüyor kendini. Hırçın dalgalarıma da dayanıyor, bitmeyecekmiş gibi görünen suskunluğuma da yer yer. Gün gelir bir “ada” olur mu içimde bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Anın güzelliğini mahvetmeye değmez hiç bir zaman geleceğin bilinmezliği, artık bunu çok iyi biliyorum!
Bugün kendime ve de kendi değerinin farkında olan herkese armağan ediyorum bu şarkıyı. Aslında hepimiz, tam da böyle, olduğumuz gibi öyle güzeliz ki! Bunu göremeyen insanlar da öyle gereksiz ki hayatlarımızda. Unutmayın, bunu sakın unutmayın!
Christina Aguilera - Beautiful
Yükleyen Mplay. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.
Yakala Yakalayabilirsen!
Dışardaki kavurucu sıcağa rağmen bu muhteşem manzaralı, esintisi durmayan balkona sahip şanslı ve mutlu bir kediden herkese merhaba!
İçimi uzun zaman sonra kocaman bir huzur kapladı! Bazen durup geçmişe bakmalı bence insan, bakmalı, aldığı yolu, başardıklarını görmeli, kurak topraklarda açan güzelim çiçekleri görüp gülümsemeli ve gurur duymalı kendiyle! Ben bugün bunu yaptım.
Bugün geçirdiğim günlerin ardından geldiğim nokta ile gurur duyuyorum. İyi ki, kimse bana destek olmuyorken, yine de , ısrarla kendi bildiğim yoldan gitmişim. Şimdi minik kıpırtılar gösteriyor ki çok doğru yapmışım. Biraz daha sabretmeliyim, dünya çok daha güzel olacak, şimdiler sadece bir başlangıç.
Sabah saatlerinde başladı bu huzur. Saatim çalmadan uyandım. Önce banyo yaptım, sonra güzel bir kahvaltı. Giyeceklerimi önceden hazırlamıştım, sakin soğuk kanlı hazırlandım çıktım evden. Otogara vardığımda metrodan inerken dedim ki, eğer İstanbul Seyahat çıktığımda tam karşımda kalırsa bugün çok şanslı bir gün olacak! Çıktığımda karşımda duruyordu. (= Biletimi de tedbirli bir insan olarak önceden almıştım. Komik bir tesadüfle yolda yanıma bir erkek oturdu. Sorun edecek değildim elbet ama şaşırdım (= Neyse, yol boyu güneşin getirdiği mayışıklık ve klimanın yarattığı hoş serinlik içinde uyudum. Otobüsten inince servis beni ortalama 5 dk içerisinde tam da gitmem gereken yerin önünde indiriverdi. Görüşmeye daha bir saat vardı, ayrıca makyaj yapmamış, topuklu ayakkabılarımı da henüz giymemiştim. Kafamı çevirince Khaldi’s Coffee isimli, içerisinde kafein barındırması sebebi ile fazlasıyla çekici gorunen kafeyi gördüm. Gülümsedim, civarda başka hiçbirşey yoktu ama burası vardı, oturup beklenecek. İçerdeki şahane koltuklardan mor olanı seçip Iced Mocha’mı söyledim. Yanımda bir defter ve bir kalem vardı, kendi kendimle konuştum yazarak. Kafeine giderek bağımlı olduğumu düşündüm ve boğazımdan akmasıyla hissettiğim keyiften bahsettim kendime. Sonra tuvalette makyaj ve topuklularla evrim geçirip görüşme yapacağım IK şirketinin yolunu tuttum.
Evet bugün, tam bir yıl sonra ilk defa bir görüşmeye gittim, hem de Çorlu’ya! Beni düşündükleri pozisyonlar hayalimdeki işlerdi! İK kızı ile gorusme gayet güzel geçmişti, lakin IK müdürünün 5 dklık tanışma esnasında benimle sidik yarıştırmış olması anlamsızdı. Çıktığımda içinden binlerce dua ettim bunlardan biri olsun diye. Neden mi? Çünkü eğer maddi olarak tamin edici olabilirse bu iş teklifleri, Çorlu’da 1+1 kendi evimi tutabileceğim! Düşünmesi bile muhteşem! Ve daha efsanesi buna evden zerre tepki almadım!!! İçimde kocaman bir umut filizi ile minibuse bindim. Minibüsteki şöför amca beni biraz fazla geveze buldu sanırım. İtiraf etmeliyim Trakya insanını daha konuşkan bekliyordum ama bu seferlik Ramazan’a veriyorum. Otobus firmasının minik yerine vardığımda 2′ye 5 vardı, 2 arabasına atladığım gibi geri döndüm. Sahiden şanslı bir gündü, her şey fazlasıyla yolunda gitti. Sonrasında gelip balkona kurulmak ve müzik dinlemek…
Doğru kararları verdiğime dair inancım gün be gün artıyor. Hayatıma almaya karar verdiğim insan… Beni mutlu eden insan… İyi ki varsın deyip boynuna sarılmak istediğim insan… Yanımdaki insan… Ona hayatımda daha önemli bir yer ayırmaya karar verdim. Henüz beni yanıltmadı, belki daha erken konuşmak için ama mutluyum şimdi işte, sahiden mutlu. Uzun zaman sonra sabahları aldığım günaydın mesajlarına gülümsemek, görüşebilecek 5 dakika için bile koşup gelecek birinin varlığını hissetmek, sıcaklığını aramızdaki mesafe ne olursa duymak… Tam aradığım gibi, huzur veren dingin bir sevgi şu anda aramızdaki. Hayat bizi nereye savurur bilemiyorum ama işte aşağıdaki şarkıyı sana armağan ediyorum Yak’ım. (=
Bulutsuzluk Özlemi Rüzgar klibi
Yükleyen Dooink. - Diğer müzik videolarına göz atın.
