İlk Defa

Sevgili Günlükümsü No Comments »

Bugün ilk defa “Bitmeyen Hikaye”yi okuyamadım. Aklım hep daha bu sabah yazdıklarımdaydı.Anladım ki hikaye çoktan bitmiş. Yeni hikayenin kahramanı oluvermişim.

Onca şeyin arasında sadece, hani gitmesen diyorum…

Papatya Falı

Sevgili Günlükümsü 2 Comments »

Gelecek. Gelmeyecek.Gelecek. Gelmeyecek.Gelecek. Gelmeyecek.Gelecek. Gelmeyecek.Gelecek. Gelmeyecek.Gelecek. Gelmeyecek.Gelecek. Gelmeyecek.Gelecek. Gelmeyecek.Gelecek. Gelmeyecek.Gelecek. Gelmeyecek.Gelecek. Gelmeyecek.Gelecek. Gelmeyecek.Gelecek. Gelmeyecek.Gelecek. Gelmeyecek.Gelecek.Gelmeyecek…

Gelmesen önemli değil, gelsen önemli olurdu…

Gel… Lütfen?

Not: Gelmedi, evet… Sabırlıyım, bir gün birini bekleyeceğim ve o gelecek. Sonra da hiç gitmeyecek… Sanırım o sen değilsin…

Bir Sabah

Sevgili Günlükümsü No Comments »

Artık konuşmayacağım, yazmayacağım, yardım da istemeyeceğim. Ve bir sabah herkes uyandığında burada olmayacağım…

Uykusuz Ama Mutlu =)

Sevgili Günlükümsü No Comments »

Bazen uykusuz kalmak hiç de kötü olmayabilir. =) Seviyorum işte arkadaşla sabahlanmış gecelerin ertesi gününü. Genelde erken kalkan ve hatta kalkmak zorunda olan ben oluyorum ama ne önemi var.

Yurttan ayrılalı nerdeyse 8 ay oldu. Arada bir, bilemedin iki gün gidip kaldım yurtta. Onlar bile çok uzun zaman önceydi. İşte uzun bir aradan sonra dün Kuzu’yla beraberdik. Onlarda kaldım. Anladım ki değişen bişe yok. Dizi izle, muhabbet et. Bu esnada bolca çay iç, meyve ye, cerez ye. =) Sonra geç olur, “Hadi yatiim ben artık, yarın erken kalkıcam.” diye yatağa doğru yol alırım, sonra birden bir muhabbet açılır başlarız ayakta konuşmaya. Derken yatağa oturulur muhabbete orda devam edilir, derken uzanılır yastıklara sarılınır muhabbete hala devam edilir. Bir bakılır ki saat 4 buçuk olmuş! Bu tabiki benim ranzanın altında, kuzunun da üstte yattığı, ışıkları kapatıp iyi geceler dedikten sonra saatlerce devam eden muhabbetimizi hatırlattı bana. Hiç değişmesin bu, hep böyle kalsın dedim içimden.

Tabiki değişen tek bir şey vardı ki o da bütün gecenin ana temasıydı. Biz artık mezunduk, ertesi gün ders yoktu. Benim için iş vardı ve malesef o zamanlarda yaptığım gibi “Aman ya, salla! Derse gitmeyiveririm!” diyemeyecektim. Sabah mecburen kalktım ve işe geldim. İşte bu tatsız bir detaydı, mezun olmanın da en tatsız ayrıntılarından biriydi.

Ama yine de, evet şimdi uykusuzum ama mutluyum. =) Seviyorum ben böyle sabahlamaları. Evet belki yoğun tempoda insanın bünyesi kaldırmaz sürekli olarak ama, arada sırada lazım bence. =)

Hafta sonu için de hoş planlarım mevcut. Yine uzun süredir göremediğim başka bir dost ile hasret giderme söz konusu. Tabi işten son dakika golü yemezsem!

Daha var, sırada pını var, çatlak ördekim var. Kış geliyor, herkes geri döndü Sehr-i Stanbul’a. Belki herşey biraz daha güzel olabilir bundan sonra.

Bir de işle ilgili minik umut kıvılcımları var. Onu da belli olunca anlatıcam. =)

Yalnızlık Ömür Boyu

Sevgili Günlükümsü No Comments »

Hani konuşacak kimseyi bulamamak vardır, kendi kendinle kalırısn hep ve kendin söyler kendin dinlersin. Birçokları bunu yalnızlığın gelebileceği son nokta olarak görür. Bugün bizzat anladım ki bu değilmiş son nokta. Kendinle bile konuşamamakmış.

Yazmak ki elimde olan tek şey benim. Konuşamam, anlatamam ben hissettiklerimi. O çok konuşan insan uçar gider söz konusu olan duygularım olduğunda. Sadece aşık olduğunda anlatamamak değil bu, kızdığında, kırıldığında, ya da sadece nasıl hissettiğini söylemek istediğinde konuşmayı yeni öğrenmiş çocuk gibi olurum. Kelime bulamam ifade edecek hislerimi. O an koşup yazmak isterim. Yazmak ve vermek karşımdakinin eline. Oysa bu ne mümkündür ne de mantıklı. Ama yapamam işte…

Şimdi yine konuşamazken, etrafımdaki bir sürü insana bir çok farklı duygumu ve bunların sebebini anlatamazken oturdum yine bilgisayarımın başına. Evet belki şu anda yazıyorum ama yazmak istediklerim bunlar değil. İçimde sustukça büyüyen onca şey bunlardan hiç biri değil. Neden yazamıyorum? Yani kendimle konuşabilmekten, kendime dahi duygularımı ifade edebilmeye çalışmaktan neden vazgeçiyorum? Sanırım, en azundan bunun cevabını biliyorum… Kendime olan inancımı kaybediyorum.

Elimi nereye atsam başarısızlıklarıma, hatalarıma çarpıyor. Öyle bir tane değil, zincirleme sanki. Kendimden emin olduğum hiçbir şeyin orada olmadığını görüyorum. Sanki bomboş içim, zihnim. Hani nerde yeteneklerim diye sormadan edemiyorm kendime.  Hiç mi yoktular yoksa ben onları zaman içerisinde yavaş yavaş kayıp mı ettim?

Yoruldum diyorum ya sıksık, hiçbir şeyden, hiç kimseden değil kendimden yoruldum en çok. Hep sonunda baş başa kaldığım, kaçamadığım kendimden yoruldum. Nerye kadar gidecek bu zorunlu birliktelik bilmiyorum, bilemiyorum… Ben sadece, biran önce bitsin istiyorum…

Vuslata Kalsın

Beğendiklerim No Comments »

i
heyhat
yeniden
ıskaladın
vuslatı!

şimdi eyersiz atlar gibi özgür
ve lânetli bir keder gibi
uzak
yağmurda…
Read the rest of this entry »

Ayrılsak da Beraberiz

Sevgili Günlükümsü No Comments »

Bazen hayat bizi o kadar içine çeker ki neler olup bittiğini göremeyiz, anlayamayız. Aslında içine fazlası ile dahil olduğumuz bir çok konuda olduğu gibi hayatta da ikinci bir gözün bakışına çok ihtiyaç duyarız. Tabi şöyle önemli bir detay söz konusu, ikinci gözün her şeyi olduğu gibi görebilmesi gerekli. Demek istiyorum ki, biz başklarının fikirleirne başvururken, onlarla yaşadıklarımızı paylaşırken aslında ne kadar zorlasak bile kendimizi, kendi bakış açımızla anlatmaktan kaçamayız. Bu da karşımızdakinin yorumlarını yönlendimrmize neden olur. Bu yüzden değil midir arkadaşlarımızın bizi çoğu zaman haklı bulması, desteklemesi?

Read the rest of this entry »

Seninle Olmanın En Güzel Yanı

Beğendiklerim 1 Comment »

seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.

seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
‘’seni seviyorum” sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.

seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. ve buradayken bile seni çılgınca özlemek…

seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.

seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana… elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. elimde kır çiçeğiyle seni beklemek… aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.

seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak… okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.

seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.

seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
nereden bileceksin?
sen benimle hiç olmadın ki. olsaydın avuçlarım terlemezdi… isırmazdım dilimin ucunu… özlemezdim seni yanımdayken.kıskanmazdım.

korkmazdım yollarda yürümekten. islanmazdım yağmurlarda… yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.
korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize… ve her kulaçta haykırırdım seni..
ama sen hiç benimle olmadın ki…
ya aklın başka yerlerdeydi ya yüreğin…

Can Yücel

Yazıyorum

Sevgili Günlükümsü No Comments »

Eğer eline kalemi aldığında cümlelerini hep aynı kişiye kurmak istiyorsan, geri kalan hiçkimse, hatta hayatında olup bitenler umrunda değilse ve sen hep ona birşeyler anlatmak istiyorsan bunun adı sadece tek bir şey olabilir: üç harfli en uzun kelime…

Öyle tek heceli, bir çırpıda söylenebilir oluşuna bakmamak lazım. Zor çıkar ağızdan, ve bir kere telaffuz ettin mi, sadece bir kere yüksek sesle söyledin mi, hiç görmediğin ruhunun derince bir yerine gelir yerleşir… Neredeyse yedi sene sonra önce ürkek ve cılız bir sesle, “Yoksa???” dedim, ama simdi kendi kendime tekrarlayp duruyorum.

Yeni bir defterim var artık. Tertemiz sayfaları… Kuruyorum belki de üzerinden bana doğru hiç yürüyemeyeceği kelimelerden köprüleri… İçimde aynı duygular, sebepsiz bir inanç, umut belkide, bir gün kafasını kaldırdığında ayaklarının dibine kadar uzanmış o yolu, o dikkatlice kurulmuş sağlam köprüyü fark edip koşarak bana gelir diye… Ben bir tek bunu yapabiliyorum, yazıyorum…

Sorguluyorum…

Sevgili Günlükümsü No Comments »

Geçenlerde bir şarkı dinledim, tam da son zamanlarda sorguladığım şeylerin üzerine geldi. Şarkının sözlerinde kız, onu bir baskası için bırakıp giden sevgilisine yalvarıyordu. Açık açık, sensiz olamam beni bırakma diyordu…

Aşkın limitlerini dusunuyorum. Geri kalan duyguları içinde ne kadar barındırdığını. Hangisi dogru acaba, sevgin icin savasmak mı, gururunu hiçe sayıp ardından yalvarmak mı, yoksa sessiz hıçkırıklarla güle güle demek mi arkasından…Peki savaşmayı seçiyorsan bu savaşta ne kadar etik olmalı insan? Aşkın uğruna her şeyi yapmak mıdır sahiden birini sevmek, yoksa durup beklemek midir… Ne zaman pes etmeli insan? Ya da pes etmeli mi? Koşulsuz sevmek, onun kalbinin bir baskasında olduğunu bile bile sevmek, vaz geçmemek, geçememek.. Fark etmesini beklemek. Fark ederse ve ona verdigin degeri anlarsa belki o da sever diye düşünmek acizlik midir? Yoksa sevgi böyle bir şey midir?

Bu sıra sevmek nedir, nasıl yaşanmalıdır, bunları fazlası ile sorguluyorum. Kendi yaptıklarım bir yanda, dogru olanı mı yapıyorum bir türlü emin olamıyorum ama ben yine, sadece uzaktan bakıyorum, ve seviyorum…

Designed by NattyWP Wordpress Themes.
Images by desEXign.